Bugün biraz durup düşünelim istedim.

İyi bir hayat nasıl yaşanır?

Bu sorunun cevabını bazen kitaplarda, bazen seminerlerde, bazen de sosyalleştiğimiz arkadaş ortamlarında arıyoruz. Oysa en gerçekçi cevaplar, ömrünün büyük kısmını geride bırakmış insanların dilinden dökülüyor.

Hayat tecrübesiyle yoğrulmuş; pişmanlıkları da mutlulukları da yaşamış, sevdiklerini uğurlamış, nice badireler atlatmış insanların ortak cümleleri var. Onları dinledikçe insan ister istemez kendi hayatını gözden geçiriyor.

Yaşam serüvenimiz doğduğumuz anda başlıyor. Kimimiz hayata artılarla başlıyoruz, kimimiz ise eksilerle... İlk bakışta artılar her zaman avantaj gibi görünür. Ama emek verilmeden kazanılan bazı artılar, insanı hayata hazırlamadığı için zamanla yük haline gelebiliyor. Eksilerle başlayanlar ise çoğu zaman mücadele etmeyi öğreniyor. Demek ki hayata nereden başladığımız kadar, onu nasıl yaşadığımız da önemli.

Dikkatimi çeken bir şey var. Seksen, doksan yaşına gelmiş insanlarla sohbet ettiğimde hemen hepsi aynı cümleyi kuruyor; "Hayat çok çabuk geçti."

İlk duyduğumda şaşırıyordum. Dile kolay, seksen doksan yıl... Nasıl kısa gelebilir ki?

Sonra hikâyelerini dinledikçe anlıyorum.

Yıllarını çocuklarını büyütmeye adamışlar. Kimisi sabahın ilk ışığında işe gidip gece eve dönmüş. Kimisi borç ödemiş, ev yapmış, mal mülk peşinde koşmuş. Kimisi hayatı boyunca "Biraz daha sabredeyim, sonra yaşarım." demiş.

Ama o "sonra" bir türlü gelmemiş.

Kendilerine ayıracak vakti hep ertelemişler. Gitmek istedikleri yerlere gidememişler, görmek istedikleri insanları görememişler. Sevdiklerine "Seni seviyorum." demeyi bile sonraya bırakmışlar.

En acısı da şu...

İnsan ömrünün sonunda yaptığı hatalardan çok, yapamadıklarına üzülüyor.

Elbette çalışacağız, mücadele edeceğiz. Hayatın sorumluluklarından kaçamayız. Ama bütün ömrü sadece geçinmeye çalışarak geçirmek de yaşamak değildir.

Bazen bir dostla içilen çayın, aileyle edilen bir sohbetin, çocuğun kahkahasının, anne babanın hayır duasının, gün batımını seyretmenin değeri yıllar sonra daha iyi anlaşılıyor.

Belki de iyi bir hayat; çok para kazanmak, çok mala sahip olmak ya da herkesten başarılı görünmek değildir.

Belki de iyi bir hayat; geriye dönüp baktığında "İyi ki yaşamışım." diyebilmektir.

Bizler yarını planlarken bugün elimizden kayıp gidiyor.

Ne kadar yaşayacağımızı bilemediğimiz bu dünyada; sevdiklerimizi ihmal etmeyelim. Kendimize de zaman ayıralım. Kırgınlıklarımızı büyütmeyelim, küçük mutlulukları ertelemeyelim.

Çünkü günün sonunda insanın yanında ne makamı kalıyor ne serveti...

O yüzden iyi bir hayat küçük mutlulukları büyüterek, her şeyi olduğu gibi kabul ederek, kaliteli zaman geçirerek  ve en önemlisi her şeyden keyif alarak yaşamakla olur.

Kalın sağlıcakla…