Bazı yolculuklar vardır; biletine değil, yüküne bakarsınız.
Sanki valiz değil de biriktirilmiş özlemler taşınır o bavulda.
İki durak arası, insanın içiyle baş başa kaldığı en dürüst aralıktır belki de.
Ne gidilen şehir önemlidir ne varılan yer…
Asıl mesele, kalpten kalbe kurulan uzun yoldur.
İki çocuğu da gurbette olan bir anne olarak elimde valiz biraz kızıma, biraz oğluma ve biraz da kendime yol alıyorum. Yolda uzunca bir özlem, uzunca gözlem yapma olanağı da buluyorum. Ve biliyorum ki insanlar iki durak arası en çok kendilerine yol alıyorlar.
Otobüsün camından dışarı bakarken, zamanın nasıl akıp gittiğini fark etmeyiz çoğu zaman.
Ağaçlar geriye doğru koşarken içimizdeki özlem ileriye doğru büyür.
Her yolculuk biraz hasret, biraz umut, biraz da kendini toparlama hâlidir.
Kimi yan koltukta sessizce ağlar, kimi derin derin iç çeker.
Kimileri de gözlerini kapatıp “dayan, az kaldı” diye fısıldar kendi kendine.
İnsan yolculukta garip bir şekilde hem en yalnız hâlidir, hem de en dolu hâli.
Çünkü yolda düşünceler sessizdir ama ağırdır.
Her kilometre bir “keşke”, bir “iyi ki”, bir “belki de…” cümlesi taşır içinde.
Ve yol dediğin, insanı en çok kendine götürür aslında.
Bir de varış anı vardır…
Kapının açılışı, otobüsün içeri dolan serin havası, ayakların yere ilk basışı…
Kalbin birden hızlanır.
Çünkü karşında bir yüz belirecektir: uzun zamandır beklediğin, belki gün saydığın, belki geceleri düşünürken boğazını düğümleyen o yüz.
Evlat, anne, baba, eş, kardeş…
Her biri bir kavuşmanın başka bir şarkısıdır.
Ve tuhaf olan şu ki; yol boyunca ne kadar yorulmuş olursan ol, o ilk sarılmada bütün yorgunluğun unutulur.
Sanki saatlerce yol gelen sen değilmişsin gibi…
Kavuşmak böyle bir şey işte; insanın bütün yükünü hafifletir bir anda.
İki şehir arasındaki mesafe ne kadar uzun olursa olsun, iki insan arasındaki mesafe bir kucaklaşmayla kapanır.
Giderken de böyledir aslında.
Yola çıkarken geride bıraktığın her şey biraz içini burkar.
Bir kapının kapanışı, bir el sallayışı, bir göz kırpışı…
İnsan giderken bile kalır biraz.
Kalbini tam yanına alamadığın için belki de.
Ama yolun da bir dili vardır.
Kimse konuşmaz ama herkes anlar:
“Gidiyorum ama döneceğim.”
“Uzaklaştım ama kopmadım.”
“Aramızda yol var, mesafe değil.”
İki durak arası insan…
Ne tamamen giden, ne tamamen kalan…
Bir yanıyla özlem, bir yanıyla kavuşma umudu taşıyan…
Belki de en çok yolda olmayı anlatır bu hâl.
Çünkü bazen gittiğin yer değil, seni bekleyen yerdir asıl memleketin.
Ve her yolculuk, kalbin nereye ait olduğunu hatırlatır insana.