Son yıllarda hepimiz şehirlerde su kesintileri, kuruyan barajlar, sulama krizleri gibi haberlerle karşılaşıyoruz. Ama asıl büyük sorun, şehirlerin suya erişimi değil; kırsalın susuz bırakılması. Çünkü şehirler tüketiyor, kırsal kuruyor.
Şehirlerdeki devasa nüfus artışı, sanayi bölgeleri, betonlaşma ve kontrolsüz yapılaşma nedeniyle su kaynakları her geçen gün biraz daha çekiliyor. Yüzey suları hızla azalıyor, yeraltı sularına ise neredeyse hunharca yükleniliyor. Bu tüketim düzeni şehirlerin ihtiyacını karşılarken, kırsalda yaşayan ve üretim yapan insanlar için adeta bir “hayatta kalma mücadelesine” dönüşüyor.
Bir zamanlar küçük bir derenin çevresinde tarım yapan köylüler, artık yeraltı suyu çekildiği için birkaç yüz metre derinlikte sondaj yapmak zorunda kalıyor. Ancak sondaj maliyetli, enerji tüketimi fazla ve her köylü bu masrafa katlanamıyor. Sonuç? Üretim duruyor, tarlalar boş kalıyor, kırsal göç veriyor.
Düşünelim: Şehirde bir binanın 24 saat musluğu akarken, kırsaldaki bir üretici haftada sadece birkaç saatliğine su bulabiliyor. Bu, sadece adaletsizlik değil; aynı zamanda sürdürülebilirlikten tamamen uzak bir tablo.
Türkiye gibi tarım ülkesi olma iddiasındaki bir memlekette, kırsalın suya erişimi sınırlıyken şehirlerde oto yıkamacılar, halı yıkama tesisleri, suni çim sahalar 7/24 su tüketiyor. Bu nasıl bir öncelik sıralaması? Tarımın, hayvancılığın, doğrudan gıdaya ulaşımın bu kadar kritik hale geldiği bir dönemde, kırsalın göz ardı edilmesi sadece bugünün değil, geleceğin de riske atılması demek.
İçinde bulunduğumuz çağda, su artık sadece bir doğal kaynak değil; politik bir mesele, ekonomik bir güç, sosyal bir eşitsizlik aracı. Kentsel planlamalarda su yönetimi yok sayıldıkça, kırsalda bir bahçeyi sulamak bile bir ayrıcalık haline geliyor.
Yerel yönetimler, suyun adil ve sürdürülebilir dağılımı konusunda daha fazla inisiyatif almalı. Şehirdeki refah için kırsaldaki üretimi ihmal etmek, orta vadede şehirleri de vuracak. Çünkü kırsal üretmezse, şehir doymaz. Bu kadar net.
Suyu yönetenlerin şunu bilmesi gerekiyor: Su bir şehri yaşatır, ama bir ülkeyi ayakta tutan kırsaldaki sudur. Kırsala can suyu vermek, sadece çiftçiye değil; tüm ülkeye nefes aldırmaktır.
Kentleri doyuran kırsalın nefesini kısmak, toprağın kaderini ihmal etmektir. Suyun gittiği yere değil, gitmediği yerlere bakma zamanı çoktan geldi.