Hayatın akışında kendimizi bir tartışmanın ortasında ya da bir haksızlığın tam karşısında bulabiliyoruz. O an kalbimiz hızlanıyor, sesimiz yükselmek istiyor, kelimeler zihnimizde sıraya giriyor. Haklılığımız bize cesaret veriyor. İşte tam o saniyede yıllardır aldığımız eğitim, gördüğümüz görgü kuralları ve bizi biz yapan kişiliğimiz devreye giriyor. Yani edebimiz…

İnsan en çok kriz anında kendini ele verir. Sakin zamanlarda nazik olmak kolaydır. Asıl mesele, öfke kapıyı çaldığında nasıl davrandığımızdır. Çünkü öfke doğaldır; kontrol ise terbiyedir. Haksızlığa uğramak insani bir durumdur; haksızlaşmadan karşı durmak ise olgunluk göstergesidir.

Edep tam da bu ince çizgide ortaya çıkar.

Bugün çoğu zaman edebi yanlış anlıyoruz. Edepli olmak susmak zannediliyor. Geri çekilmek, pasif kalmak, “aman karışmayayım” demek gibi algılanıyor. Oysa edep susmak değil; seviyeyi korumaktır. Edep geri adım değil; sağlam bir duruştur. İnsanın kendi sınırlarını bilmesi, başkasının sınırına saygı göstermesi, haklıyken bile ölçüyü kaybetmemesidir.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî “Edep, aklın suretidir” derken aslında şunu söylüyordu: Aklın değeri, davranışta görünür. Ne kadar bilgili olursan ol, eğer sözlerin kırıcıysa o bilgi olgunlaşmamıştır. Akıl, edep ile görünür hâle gelir.

Ve Yunus Emre’nin dilden dile aktarılan o dizeleri:

“Gezdim Halep Şam, eyledim ilmi talep,

Meğer ilim bir hiçmiş, illa edep, illa edep.”

Bu söz bir küçümseme değil; bir sıralamadır. Bilgi kıymetlidir ama karakterle taçlanmadıkça eksiktir. Çünkü ilim insanı güçlü yapar; edep o gücü zarif kılar. İlim yükseltir; edep dengeler.

Günlük hayatımıza bakalım. Trafikte bir anlık sabır, bir kazayı önleyebilir. Sosyal medyada yazılmayan bir cümle, bir kalbi koruyabilir. Bir tartışmada alçaltılmayan ses, karşı tarafı düşman değil muhatap yapar. Edep toplumu yumuşatır. İlişkileri onarır.

Olgunluk yaşla gelmez; tecrübeyle bile her zaman gelmez. Olgunluk, kendini tutabilme becerisiyle gelir. Nefsin yükseldiği yerde aklı devreye sokabilmekle gelir. İşte edep insanı böyle olgunlaştırır. İçine bir denge yerleştirir. Tepki ile davranış arasına bir mesafe koyar.

Belki de bugün en büyük eksikliğimiz bilgi değil, ölçüdür. Herkes konuşuyor ama az kişi dinliyor. Herkes haklı ama az kişi hakkaniyetli. Oysa edep, insanı sadece başkasına karşı değil, kendine karşı da sorumlu kılar.

Çünkü mesele tartışmayı kazanmak değildir.

Mesele insan kalabilmektir.

Ve hayat bizi en çok o ince çizgide sınar:

Haklıyken nasıl davrandığımızda…

Belki de bütün yolculuğun sonunda söylenecek söz yine aynı:

İlla edep.