Bazı manzaralar vardır; kimseye bir şey söylemezsin ama için sessizce “oh be” der.

Erciyes’e düşen ilk kar da tam böyle bir şey işte. Şehrin telaşı, yolların gürültüsü, gündelik koşuşturma… Hepsi bir anda yumuşar. Sanki dağ üzerindeki beyaz örtüyü çekip “tamam, artık yavaşlama zamanı” diye fısıldar.

Her yıl aynı sahne…

Daha iki gün önce kuru, sert rüzgârı taşıyan zirve; bir gecede pamuk gibi olur.

Sabah perdeleri açıp da o beyazlığı görmek, insana çocukluk heyecanını geri getirir.

Hani okul tatil olur mu diye cama yapıştığımız günler vardı ya… İşte o masumluk yeniden belirir insanın içinde.

Kış gelince Kayseri’nin havası bile değişir.

Aynı soğuk hepimizi eşitler.

Yüzünüze vuran ayaz, sabah uykusunu tek hamlede siler.

Duraklarda bekleyen insanların sessizce birbirine sokulması, yoldan geçenlerin adımlarını hızlandırması…

Şehir, kışla birlikte aynı ritme ayarlanır.

Ama karın gelişi bir yandan da içimizi tazeler.

Kışın ilk karı biraz da umuttur.

Soğuk olsa da içini ısıtır insanın.

Beyazın bir tarafı sessizlik, bir tarafı temizlik…

İnsanın aklına “keşke içimi de böyle örtüp saklasam, biraz durulsam” dedirtir.

Kayseri’de kış başka türlü yaşanır.

Erciyes’in gölgesinde büyüyen bu şehir, kışı ciddiye alır.

Sokaktan geçenler adımlarını hızlı atar ama konuşmaları daha yumuşaktır.

Bakkalın önündeki sabah sohbeti bile kışın başka bir tonda yapılır; daha ağır, daha içten.

Belki de en güzel tarafı şudur:

Erciyes’e ilk kar düşünce herkes aynı pencereden bakar gibi olur.

Kim olduğumuzun, hangi işe koşturduğumuzun çok da önemi kalmaz.

Bir kar tanesi düşünce insanın içine, dertler bile bir anlığına hafifler.

Kışın en değerli hediyesi de budur zaten.

Sıcağı değil, huzuru hatırlatır.

Durmayı, yavaşlamayı, derin bir nefes almayı öğretir.

Bugün Erciyes yine beyaz…

Şehir biraz daha sakin, biraz daha kendi halinde.

Ve biz yine, farkında olmadan, kışın ilk karıyla biraz daha iyi hissediyoruz.