Bir yıl daha bitti.

Takvimler değişti, rakamlar büyüdü, ajandalar yenilendi. Ama bazı başlıklar, inatla yerinde saydı. Yeni yıl geldi; eski meseleler bavulunu bile toplamadan bizimle birlikte girdi içeri.

Bu yıl da dünyada savaşlar eksik olmadı. Haritalarda sınırlar değişti belki ama değişmeyen tek şey, suçsuz çocukların hayatta kalma mücadelesi oldu. Oyuncak tutması gereken eller, sığınak duvarlarını tuttu. Masallar yarım kaldı, ninniler sustu. Biz ise çoğu zaman bu haberleri kahvemiz soğumadan geçtik. Çünkü insan, acıya da alışabiliyormuş; en tehlikelisi de bu galiba.

Kadınlar için de yıl pek sessiz geçmedi…

Daha doğrusu cinayetler sessizdi.

Bir haber satırı kadar, bir istatistik kadar.

“Bir kadın daha” diye başlayan cümleler artık şaşırtmıyor; sadece yoruyor. Sessiz sedasız eksilen hayatlar, yeni yıl ışıklarıyla pek yan yana gelmedi. Çünkü ışıklar parlarken, karanlık daha görünmez oluyor.

Bu yılın en acı çelişkilerinden biri de adalet duygusunun iyice yorulmasıydı.

Kimi için kapılar açıldı, kimi için hayat kapandı.

Hapisten çıkanlara “umut” dendi,

dışarıda özgürce yaşayanlara ise dünya cehennem oldu.

İki kadın, bir daha yeni yılı göremedi.

İsimleri bir süre konuşuldu, sonra sessizliğe bırakıldı.

Oysa adalet, unutulduğunda değil; hatırlandığında anlamlıdır.

Ekonomiye gelince…

Asgari ücret yine “beklenenin altında ama idare eder” cümlesinin altına sığdırıldı. Geçinmek bir yetenek, sabretmek bir meziyet sayıldı. Ay sonu, ayın daha ortasında geldi. Cüzdanlar kilo verdi, umutlar diyet yaptı. Hesap makineleri bizden daha çok çalıştı ama sonuçlar pek değişmedi.

Bir de hedeflerimiz vardı elbette.

Her yıl başında büyük bir ciddiyetle yazılan o listeler…

Spor yapacaktık, tasarruf edecektik, daha sakin olacaktık, daha az şikâyet edecektik.

Bazıları yarım kaldı, bazıları hiç başlamadı.

Ama dürüst olalım; en azından “yeni hedefler” kısmını yazmayı hiç aksatmadık.

Yıl boyunca olan bitenlere bakınca insan ister istemez gülümsüyor.

Bu gülümseme mutluluktan değil;

hayatta kalabilmiş olmanın verdiği garip bir refleks belki.

Çünkü her şeye rağmen hayat devam etti. İnsanlar işe gitti, çocuklar okula koştu, anneler sofrayı kurdu, babalar “hallederiz” dedi. Belki de en büyük direnişimiz buydu: Normalmiş gibi yaşamaya çalışmak.

Yeni yıla girerken süslü cümleler kurmak kolay.

“Mutlu yıllar”, “sağlık, huzur, başarı”…

Ama belki bu kez daha sade, daha gerçek dilekler tutmak gerekiyor.

Bir çocuğun korkmadan uyuduğu, bir kadının eve sağ salim döndüğü, bir gencin hayal kurmaktan vazgeçmediği, bir emekçinin ay sonunu hesaplamak zorunda kalmadığı, bir annenin haber bültenlerinden ürkmediği,

bir babanın “nasıl olacak” demeden uyuyabildiği bir yıl olsun.

Haberlerin biraz daha iyiye, sokakların biraz daha güvene,okulların biraz daha neşeye, evlerin biraz daha huzura yaklaştığı bir yıl…

Mizah yapalım, gülmeyi unutmayalım.

Çünkü gülmek bazen direnmenin en sessiz hâlidir.

Ama gülerken görmezden gelmeyelim; çünkü değişim, fark etmekle başlar.

Yeni yıl bize mucizeler borçlu değil belki.

Ama biz, birbirimize daha fazla sorumluyuz.

Daha çok hatırlamaya, daha az unutturmaya, daha çok sahip çıkmaya…

Yeni yıl; Adaletin gecikmediği, vicdanın susmadığı, ve kimsenin “keşke”lerle anılmadığı daha insan bir yıl olsun.