İnsan her şeye alışır derler.

Ben de diyorum ki; insan alıştığı her şeyle biraz daha değişir.

Belki fark etmeden…

Belki kabullenerek…

Belki de “zaten böyle” diyerek.

Zamanla bazı şeylere alışıyoruz.

Haksızlığa, sessizliğe, eksik kalan duygulara…

Önceden içimizi rahatsız eden ne varsa, bugün sıradan gelmeye başlıyor. İşte tam da burada başlıyor değişim.

İnsan bir şeye alıştıkça, ona karşı verdiği tepkiyi kaybediyor. Önceden itiraz ettiği şeylere artık susuyor. Önceden kırıldığı yerde şimdi sadece bakıp geçiyor. Ve en tehlikelisi de bu oluyor; çünkü insan en çok sessiz kaldığında değişiyor.

Bir zamanlar “asla” dediğimiz ne varsa, bugün hayatımızın bir parçası hâline gelmiş olabilir. Çünkü alışmak, bazen kabullenmenin en sessiz hâlidir. Ve insan fark etmeden, alıştığı şeylere benzemeye başlar.

Peki bu iyi bir şey mi?

Bazen evet. İnsan acıya alışır, güçlenir. Zorluklara alışır, sabretmeyi öğrenir. Hayatın yükünü taşımayı öğrenir. Ama her alışmak güçlendirmez insanı. Bazı alışkanlıklar vardır ki, insanı yavaş yavaş eksiltir.

Haksızlığa alışmak, insanı susturur.

Sevgisizliğe alışmak, kalbi köreltir.

Yalnızlığa alışmak ise insanı kendi içine hapseder.

Ve bir gün gelir, insan kendine şunu sorar:

“Ben ne zaman bu kadar değiştim?”

Cevap aslında çok basittir.

Alıştıkça…

Belki de mesele alışmak değil.

Mesele, neye alıştığımızı fark edebilmek.

Çünkü insan her şeye alışabilir.

Ama her şeye alışmamalıdır.

Bugün bir an durup düşünmek gerekir.

Hayatımıza giren, bize normal gelmeye başlayan ama aslında bizi biz olmaktan uzaklaştıran ne varsa…

Belki de bazı şeylere alışmak yerine, yeniden rahatsız olmayı hatırlamalıyız.

Çünkü insanı insan yapan; alıştıkları değil, hâlâ içini sızlatan şeylerdir.