Hepimiz biliyoruz ki Anadolu’da bir söz vardır: “Ne zaman kabanı kaldırırsın, işte o gün yağmur yağar.” Gerçekten de mevsim geçişleri, insanı her daim hazırlıksız yakalar. Güneşli bir havada ince giyinip dışarı çıkarsınız, akşamüstü ansızın bastıran rüzgâr sizi iliklerinizden üşütür. İşte tam da bu dönemlerde grip, nezle, öksürük ve türlü türlü rahatsızlıklar kapımızı çalar.

Aslında doğa kendi döngüsünü yaşarken biz insanlar da aynı değişimin içindeyiz. Toprak kışa hazırlanırken, yapraklar sararıp dökülürken bedenimiz de bu değişime uyum sağlamaya çalışıyor. Ancak çoğu zaman bu uyum kolay olmuyor. Bir bakmışız ki halsizlik, baş ağrısı, burun akıntısı derken kendimizi yatağa düşmüş buluyoruz.

Peki halkımız bu dönemde ne yapmalı? Öncelikle şunu bilmeliyiz: Mevsim geçişleri sadece havanın soğuyup ısınması değildir, aynı zamanda bağışıklık sistemimizin sınandığı bir dönemdir. Bu yüzden küçük ama etkili adımlar çok önemlidir:

Gıdaya dikkat etmek gerekir. Soframızda taze sebze ve meyve eksik olmamalı. C vitamini açısından zengin portakal, mandalina, elma; bağışıklığı destekleyen bal ve pekmez gibi doğal ürünler sofralarımızdan eksik edilmemeli. Anadolu insanı yıllardır turşusunu, reçelini, salçasını kışa hazırlarken aslında bağışıklığını da hazırlamıştır.

Kıyafet seçiminde akıllı davranmak gerekir. Sabah serin, öğle sıcak, akşam ayaz… Böyle olunca en iyisi kat kat giyinmektir. Böylece hava değiştiğinde çıkarıp giymek kolay olur, vücut dengesini korur.

Temizlik ve hijyen bu dönemde her zamankinden daha önemlidir. Mikroplar kalabalık ortamlarda hızla yayılır, bu yüzden ellerimizi sık sık yıkamak, kalabalıkta maske kullanmak hâlâ faydalıdır.

Dinlenmek ve uyku düzeni de ihmal edilmemelidir. Yorgun düşen beden, hastalıklara karşı açık hedef olur.

Bir de işin manevi tarafı vardır. Mevsim geçişleri insan ruhunu da etkiler. Bir gün güneşle enerji dolarken ertesi gün kapalı hava içimizi karartır. Bu yüzden ruh sağlığımız için de dikkatli olmalı, sevdiklerimizle vakit geçirmeli, açık havada yürüyüş yapmalıyız.

Unutmayalım dostlar, hastalık kapıyı çalmadan önce tedbir almak her zaman en iyisidir. Büyüklerimizin dediği gibi: “Ayağını sıcak tut, başını serin; hastalık gelmez erin.” Atalarımızın bu basit öğütleri aslında bin yıllık tecrübelerin özüdür.

Kısacası, mevsim geçişlerini hafife almamalı, hem bedenimizi hem ruhumuzu bu değişime hazırlamalıyız. Sağlıklı bir toplumun temeli, bireylerin kendine gösterdiği özenle başlar. Hepimize düşen görev, kendimizi korumak ve çevremizdekilere de örnek olmaktır.