Son zamanlarda dünyanın ve ülkemizin başına gelen felaketler ve insanoğlunun hayatındaki gelişi güzel yaşadıkları rutinlerin kıymetini bir kez daha gözler önüne serdi.

Son yaşanan İstanbul depremi bunun en acı örneğidir. 

Bugüne kadar bu sözü çok duymuş olan ama isyan eden ya da naifçe şikayet eden birçok kişi veya kişiler tanımışızdır çünkü bazı rutinlerin kıymeti bozulana kadar bilinmiyor. Ta ki bir hastane odası, adliye veyahut da doğa ve tabiattaki felaketler sonrası…

İşte bu sözün kıymeti anlam ve önemi tam da o anlarda gelir insanın aklına. Çünkü, artık rutin bozulmuştur ve insanoğlu sıradan günlük yaşantısının aslında kendisi için bir nimet olduğunu kavradığı o evreye gelmiştir.

Akşam haberlerinde İstanbul depremine dair olayları takip ediyordum. İnsanların panik içerisinde o şehri terk etme hissi, bir yerlere kaçmak, sığınmak en azından o günün korkusu ve paniğini atlatmak için evlerinden dışarı çıkıp, sığınabilecek emniyetli bir yer bulma çabası içler acısıydı.

İnsanlar parklara sığınmış; çadırlarını kurmuş ve evden aldıkları eşyalar ile bulundukları alana ufak da olsa bir düzen kurmuşlardı. Bir annenin o sırada küçük tüpte çocukları için makarna yaptığı an, rutinin nimet olduğunu bir kez daha anladık.

Sabah güneşin ilk ışıklarıyla uyanabilmek, pencereyi açıp evimize giren mis gibi temiz havayı içimize çekmek, kafamızı rahatça koyduğumuz yastığımızı ve yatağımızı sağlıklı bir şekilde toplamak, işe gidebilmek, çalışabilmek, sevdiklerimizle gülümseyebilmek, çay, kahve içebilmek; nimettir.

Bu nimetleri kaybetmeden önce kıymetini bilmek gerekir. Onun içindir ki rutin nimettir.

Bir daha Rabb’im ne dünyaya ne de ülkemize böyle felaketler vermesin. Yere sakinlik, evlerimize huzur versin. Depremi yaşayan tüm insanlara büyük geçmiş olsun.