Güzel memleketimin güzel insanları…
Örf, adet, gelenek, görenek ve ananelerimiz; geçmişten bize miras kalan en kıymetli değerlerimizdir. Bizi biz yapan, aynı sofrada buluşturan, aynı selamda birleştiren bu değerlerdir.
Ama bugün bakıyoruz ki, bu güzellikler birer birer elimizden kayıp gidiyor. Sadece teknoloji değil, insan ilişkileri de değişiyor. Samimiyet azalıyor, güven zedeleniyor, eski alışkanlıkların yerini daha hızlı ama daha yüzeysel bir hayat alıyor.
Eskiden alışverişin bile bir adabı vardı. Market alışverişi ayrı, pazar alışverişi ayrı yapılırdı. Marketten temel ihtiyaçlar alınır, sebze ve meyve için mutlaka pazara gidilirdi. Çünkü pazar sadece alışveriş yapılan bir yer değildi; aynı zamanda bir kültürdü.
Mahallenin insanı pazarda buluşur, hal hatır sorar, iki kelam ederdi. Pazarcı esnafı müşterisini tanır, ona göre davranırdı. Tezgâhındaki ürünün iyisini seçer, çürüğünü müşterisine vermezdi. Çünkü bilirdi ki o müşteri sadece bugünün değil, yarının da müşterisidir. Güven kazanmak, o günün kazancından daha değerliydi.
Bugün ise tablo biraz değişmiş gibi görünüyor. Artık çoğu tezgahta ön tarafa güzel ürünler dizilirken, poşete doldurulanlar arka taraftan seçiliyor. İnsanlar bunu görüyor, biliyor… Ama çoğu zaman ses çıkarmıyor. Belki alıştığımız için, belki de uğraşmak istemediğimiz için.
Ama şu unutulmamalı; Güven bir kez sarsıldığında, geri kazanması çok zordur.
Bugün pazarcı esnafı belki günü kurtardığını düşünüyor olabilir. Ama aslında farkında olmadan en büyük zararı kendine veriyor. Çünkü bir müşteri bir kez kandırıldığını hissettiğinde, bir daha o tezgahtan alışveriş yapmaz. Böyle böyle müşteri kaybedilir. Hem de kimse fark etmeden…
Elbette tüm pazarcı esnafını bu şekilde değerlendirmek doğru olmaz. Hâlâ işini hakkıyla yapan, helal kazancın peşinde olan, müşterisini aldatan değil kazanan esnaflarımız da var. Onları ayrı tutmak gerekir. Zaten ayakta kalanlar da onlar oluyor.
Zabıtalar denetim yapıyor, kurallar uygulanıyor. Ama mesele sadece denetim değil. Mesele insanın vicdanı… Çünkü içinde merhamet ve dürüstlük olmayan bir ticaret, ne kadar kontrol edilirse edilsin bir yerinden eksik kalır.
Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir:
Hiç kimse müşterisini kaybetmek istemez. Ama bazen insan, farkında olmadan en büyük kaybı kendi eliyle hazırlar.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit;Ticaret sadece para kazanmak değildir, güven kazanmaktır. Ve güven kaybedildiğinde, geriye sadece boş bir tezgâh kalır.