Son zamanlarda sadece kendimde değil, etrafımdaki herkeste aynı aceleyi görüyorum. Bir şey oluyor, bir gündem beliriyor ve dakikalar içinde herkes safını seçiyor. Kimse “bir duralım” demiyor. Çünkü durmak, bu çağda geri kalmak gibi algılanıyor. Oysa belki de asıl geri kalış, düşünmeden ilerlemek.
Bir olay yaşanıyor, gündem oluşuyor ve çok kısa sürede herkes konuşmaya başlıyor. Kim haklı, kim haksız, neye kızılmalı, ne savunulmalı… Sorular sorulmadan cevaplar veriliyor. Çünkü bugünlerde hızlı olmak, düşünmekten daha önemli hâle geldi.
Toplum olarak acele içindeyiz. Bir durup bakmak, anlamaya çalışmak, beklemek neredeyse lüks sayılıyor. Susmak geri kalmak, konuşmamak ilgisizlik gibi algılanıyor. Oysa düşünmek zaman ister. Biz ise zamana tahammül edemiyoruz.
Tepki vermek kolaydır. Anlıktır. Duygularla beslenir. İnsan bir cümle kurar, bir taraf seçer ve rahatlar. Düşünmek ise zorlayıcıdır. Emin olmamayı kabul etmeyi, bazen “bilmiyorum” demeyi gerektirir. Belki de bu yüzden düşünmek yerine tepki vermeyi tercih ediyoruz.
Bu alışkanlık en çok sosyal medyada görünür hâle geliyor. Bir başlık, kısa bir video ya da tek bir cümle yeterli oluyor. İçeriğin tamamı okunmadan, bağlamı anlaşılmadan güçlü yargılar kuruluyor. Hızlı olan daha çok görünür oluyor, yüksek sesli olan haklı sanılıyor. Detaylar ise çoğu zaman arada kayboluyor.
Bunun sonucu olarak toplumda garip bir tablo oluşuyor. Tepkiler çok sert ama kısa ömürlü. Öfke büyük ama hafıza zayıf. Dün üzerine saatlerce konuşulan konular bugün yerini başka bir gündeme bırakıyor. Tartışmalar ilerlemiyor; sadece yön değiştiriyor.
Bu durum kamusal tartışmalarla sınırlı da değil. Günlük hayatta da benzer bir iletişim dili hâkim. Dinlemek yerine cevap vermeye, anlamak yerine savunmaya odaklanıyoruz. Herkes kendini anlatıyor ama kimse gerçekten anlaşılmadığını hissediyor. Kalabalıklar büyüyor ama yalnızlık da aynı hızla artıyor.
Sürekli tepki vermek, bir süre sonra insanı yorar. Çünkü her şeye öfkelenmek mümkün değildir. Toplum olarak her gün yeni bir gündeme, yeni bir kızgınlığa uyanıyoruz. Ama bu kızgınlıklar bizi bir yere götürmüyor. Ne sorunlar çözülüyor ne de tartışmalar derinleşiyor.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken basit bir gerçek var; Her şeye anında cevap vermek zorunda değiliz. Susmak ilgisizlik değildir. Beklemek zayıflık değildir. Düşünmek ise kayıp zaman hiç değildir.
Toplumlar sadece tepki vererek değil, düşünerek ilerler. Bazen geri çekilmek, biraz yavaşlamak ve anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü hız bizi öne taşıyabilir ama derinlik olmadan hiçbir şey kalıcı olmaz.
Belki de bugünlerde en güçlü duruş, acele etmemektir.
DÜŞÜNMEDEN TEPKİ
YORUMLAR