Gün geçmiyor ki şiddet haberleri yerini güzel haberlere bıraksın.
Toplumun en küçük bireyleri bile artık bu şiddet sarmalının içinde. Akran zorbalığıyla başlayan, derste öğretmeni ders anlatmaktan alıkoyan anlamsız davranışlarla devam eden, zamanla öğretmen zorbalığına kadar uzanan bir tabloyla karşı karşıyayız. Ne yazık ki bazen de bunun tam tersi yaşanıyor; bazı öğretmenlerin öğrencilerini, çevresindeki insanları görmezden gelerek attığı bir tokat, edilen bir söz… Ortaya çıkan şey ne gençlik oluyor ne de gelecek. Buna gençlik demek istemiyorum; bu, rencide edilen bir toplumun fotoğrafı.
Oysa biz küçükken “küçüklerimizi korumak, büyüklerimizi saymak” diyerek and içerdik. Belki herkes için aynı anlamı taşımıyordu ama bir şekilde söz verirdik. Saygıya, birlikte yaşamaya, sınır bilmeye… Bugün bakıyorum da sanki o sözler bozuldu. Yeminler unutuldu, toplumun dengesi allak bullak oldu.
Geçtiğimiz günlerde bir haber beni derinden sarstı.
12 yaşındaki bir çocuk, okul bahçesinde okul müdürünü tüfekle vurdu.
Bu habere bir anne, bir birey, bir toplum üyesi olarak anlam veremiyorum. Bir çocuğun, insan hayatına son verebilecek bir şiddet aracına bu kadar yakın olması, asıl üzerinde durulması gereken mesele değil mi? Bu noktaya nasıl gelindi? Nerede durup “burada bir yanlış var” demeyi unuttuk?
Artık aileli akşam oturmalarında arkadaşlarımızdan şunu duyar olduk:
“Haber saatinde çocukları odalarına gönderiyoruz.”
Haklılar belki… Ama bu cümle bile başlı başına düşündürücü.
Çünkü eskiden haberler, korkulacak değil; konuşulacak, tartışılacak, ders çıkarılacak bir alan olarak görülürdü. Çok iyi hatırlıyorum; öğretmenimiz bize “Haberleri izleyin, yarın sınıfta konu başlıklarını birlikte yorumlayalım” derdi. Olumsuz olaylar bile bağırarak, suçlayarak değil; “topluma nasıl kazandırılır, bu yanlış nerede başladı” sorularıyla ele alınırdı. Bilinçlendirilirdik, korkutulmazdık.
Bugün ise çocukları odalarına gönderiyoruz, televizyonun sesini kısıyoruz, başımızı başka yöne çeviriyoruz. Ama şiddet, biz bakmasak da büyümeye devam ediyor. Görmezden geldikçe kaybolmuyor; aksine sıradanlaşıyor.
Belki de asıl sorun tam burada başlıyor.
Şiddeti yalnızca haber bültenlerinde görüyor, ama hayatın içindeki küçük kırılmaları ciddiye almıyoruz. Bir bakış, bir söz, bir tokat, bir suskunluk… Hepsi aynı zincirin halkaları.
Toplum olarak yeniden konuşmayı, öğretmeyi, sınır koymayı ve en önemlisi örnek olmayı hatırlamamız gerekiyor. Çünkü çocuklar en çok söyleneni değil, yapılanı öğreniyor.
Ve biz bugün ne yapıyorsak, yarın onu izliyoruz.
BİR YERDE YANLIŞ YAPTIK
YORUMLAR