Günümüz Dünyasında insanların o kadar çok maskeleri var ki gerçek benliğe gerçek duyguya ulaşmak artık neredeyse imkansız. Bu maskelerin ardında saklanan saf temiz duygular da artık takılan maskelerle bütünleşiyor. Ve insan bir yerde kopuyor yaşayamadıkları her anı yaşıyormuş gibi lanse ediyor.  

Bazı cümleler vardır, insanın içine işleyen bir gerçek taşır.

“İnsan neyden çok bahsediyorsa, onun fukarasıdır.”

Ne kadar sade ama bir o kadar da doğru bir söz…

Çünkü hayat, çoğu zaman eksikliğini en çok konuştuğumuz şeyle gösterir bize.

Bir düşünün…

Kiminin dilinden düşmez mutluluk kelimesi?

Kiminin her paylaşımında huzur, sevgi, kahkaha vardır?

Belki de o, en çok eksikliğini hissediyordur o şeyin.

Zenginliğini göstermeye çalışan, aslında yoksulluğundan korkuyordur;

güçlü görünmeye çalışan, içten içe dağılmıştır.

İnsan, bazen kendini inandırmak için konuşur en çok.

Eskiden insanlar az konuşur ama derin hissederdi.

Şimdi herkes anlatıyor, kimse dinlemiyor.

Sosyal medya sağ olsun, herkesin hayatı pırıl pırıl, her şey yolunda…

Gülüşler filtreli, sofralar özenli, hayat kusursuz görünüyor.

Ama ekran ışığı sönünce, herkes kendi sessizliğine dönüyor.

Ve o sessizlikte, kimseye göstermediği yorgunluğuyla baş başa kalıyor.

Bir zamanlar sohbetler vardı; göz göze, içten, samimi.

Şimdi “story”ler, “paylaşımlar”, “beğeniler” aldı o yerleri.

Artık birine nasılsın diye sormuyoruz;

profiline bakıp “iyi galiba” diyoruz.

Oysa kimse o profillerde yazmıyor: “Bugün kırıldım”, “Bu akşam yalnız hissettim”, ya da “Biraz yoruldum.”

Çünkü kimse zayıf görünmek istemiyor.

Ama ne garip, en çok “iyi görünmeye” çalışanlar aslında en yorgun olanlar.

Belki de bu yüzden, susmanın kıymeti daha da arttı.

Çünkü sessizlik artık lüks gibi bir şey.

O kadar çok gürültü var ki çevremizde; konuşmalar, bildirimler, videolar, fikirler…

Kendi iç sesimizi duymaya fırsat kalmıyor.

Halbuki insan, en çok kendine sustuğunda iyileşiyor.

Bir kahveyle cam kenarında oturmak, telefona dokunmadan bir akşam geçirmek,

ya da sadece bir nefeslik durmak bile bazen terapi gibi geliyor.

Biz hep anlatmaya çalışıyoruz ama aslında duymaya ihtiyacımız var.

Birinin bizi anlamasına değil; kendimizi anlamaya.

Ve bazen en iyi anlayış, kelimelerle değil, sessizlikle geliyor.

İnsan neyden çok bahsediyorsa, orada bir boşluk vardır.

Belki sevgiden, belki huzurdan, belki de kendinden…

Ama mesele eksik olmak değil; o eksikliği fark edebilmektir.

Çünkü fark eden insan, tamamlanmaya en yakın olandır.

Bugün belki herkes konuşacak, paylaşacak, gösterecek.

Ama ben biraz susacağım.

Çünkü bazen en derin cümle, hiç kurulmamış olandır.

Ve bazen en büyük huzur, sadece kendinle baş başa kalmaktır.