Son zamanlarda dikkat ediyorum, insanlar daha az konuşuyor ama yüzleri daha çok şey anlatıyor. Sokakta yürürken, durakta beklerken, bir dükkanda ayakta dururken… Kimsenin ağzından “çok yoruldum” cümlesi çıkmıyor belki ama yüzlerde o cümle zaten yazılı duruyor.

Bu, uykusuzluktan gelen bir yorgunluk değil yalnızca. Bir gecede geçmeyen, bir tatille silinmeyen bir hal bu. Gözlerin biraz daha aşağı baktığı, omuzların fark etmeden çöktüğü, gülümsemenin yarım kaldığı bir yorgunluk. İnsanlar gülümsüyor ama yüzleri o gülümsemeyi taşıyamıyor.

En çok da sabah saatlerinde belli oluyor bu. Herkes işine, okuluna, bir yerlere yetişmeye çalışırken yüzlerde aynı ifade: aceleyle karışık bir bitkinlik. Sanki gün daha başlamadan çoktan tüketilmiş gibi. Kimse durup “iyi misin?” diye sormuyor; çünkü sorarsa cevabı alacak gücü de yok.

Belki de bu yorgunluk, hep devam etmek zorunda hissetmekten geliyor. Durmanın ayıp sayıldığı, yorulmanın zayıflık gibi görüldüğü bir yerde yaşıyoruz. Herkes güçlü görünmeye çalışıyor, herkes idare ediyor, herkes “bir şekilde” götürüyor. Ama yüzler idare edemiyor. Yüzler yalan söyleyemiyor.

Otobüste camdan dışarı bakan birinin yüzünde başka bir hayat var mesela. Aynı koltukta her gün oturan ama her gün biraz daha içine kapanan insanlar… Aynı yollar, aynı duraklar, aynı günler. Zaman ilerliyor ama yüzlerdeki ifade değişmiyor. Bu da insanı düşündürüyor. Biz mi zamanı yaşıyoruz, yoksa zaman mı bizi?

Bu yorgunluk sadece bireysel de değil. Toplu bir hal. Aynı şehirde, aynı tempoda, aynı sabırla yaşamanın ortak bir izi var yüzlerde. Kimse yüksek sesle şikayet etmiyor ama herkes sessizce taşıyor. Belki de bu yüzden bir bakış yetiyor bazen konuşmadan anlaşmak bundan.

En acısı da şu, bu yorgunluğa alışıyoruz. Başta fark ettiğimiz şeyler zamanla normal geliyor. Göz altındaki morluklar, yüzlerdeki donukluk, dalgın bakışlar… Hepsi hayatın olağan bir parçasıymış gibi. Oysa normal olmaması gereken şeyler, en hızlı alışılanlar oluyor.

Bazen bir yüz gülünce durup bakıyoruz. Çünkü nadirleşti. Gerçekten gülmek, yüzün tamamıyla gülmesi, gözlerin de eşlik etmesi… O yüzden birinin yüzü aydınlandığında içimiz de biraz aydınlanıyor. Demek ki hala mümkün diyoruz, demek ki hala insanız.

Belki de bu yorgunluk, biraz durmayı hak ediyor. Bir çay molasını, bir derin nefesi, bir “bugünlük bu kadar” demeyi. Herkesin her şeye yetişmesi gerekmiyor. Her yüzün biraz dinlenmeye ihtiyacı var.

Çünkü insan, en çok yüzünden yoruluyor.