Günümüz dünyasında en çok eleştirilen kesim gençlik; yani bizim geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımız…

Okulda, parkta, sokakta, ailemizde, akrabalarımızda gözleri ışık saçan pırıl pırıl gençlerimiz.

Bizler anne, baba veyahut aile büyükleri olarak günümüz gençlerini çok eleştiriyoruz. Teknolojinin bu kadar ilerlediği bir dönemde onları eski düzenimizle kıyaslıyoruz. Oysaki yetişen bu gençlik bizim zamanımızdaki kadar sevgi ve şefkat görmeden büyüyen çocuklardır.

Çoğu ailede akşam yemeğinde bile bir araya gelemeyen anne babaların çocukları…

Sözde çocuklarımızın her istediğini yaptık diyoruz. Markalı telefonlar, trend ayakkabılar, rengarenk kıyafetler, özel okullar… Peki ya yeteri kadar sevgi verebildik mi?

Yabancı madde bağımlılığının ilkokul yaşlarına kadar düştüğü, okul çıkışlarında çocukların ağızlarına yakışmayan argo kelimelerin havada uçuştuğu, yaş grubu yakın arkadaşlar arasında akran zorbalığı ve daha nice içler acısı davranış bozukluğu…

Ve bunlar bizim çocuklarımız…

Toplum olarak bu gençleri eleştirmek yerine onlara nasıl yardımcı olabiliriz diye yaklaşmalıyız.

Ve bunu yaparken aileden başlamalıyız, çocuğumuza alışveriş yapmak yerine zaman ayırmalıyız, her akşam aynı sofrayı paylaşıp sorunlarını dinlemeyiz, bizlere biraz zor de gelse onların penceresinden dünyaya bakmalıyız.

Çoğu çocuğun zihniyeti artık sevgiyi telefona yüklediği resimlerin aldığı beğeni olarak algılıyor. Oysaki sevgi ona ayrılan zamandır, yaptığı güzel işlerde takdir görmesidir.

Her çocuk işlenmemiş bir mücevher parçasıdır. Onları ilgi duydukları alanlarda yetiştirmek ise ailenin birincil görevidir.

Gençleri eleştirmek kolay ,“Nerede yanlış yaptık?” sorusunu önce kendimize soralım yani iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım.