Bir süredir tuhaf bir algı dolaşıyor hayatın içinde:
İyi insan olmak bir erdem değil, bir zayıflık gibi görülüyor.
Dürüst olan “fazla saf”, sabırlı olan “fazla pasif”, anlayışlı olan “fazla yumuşak” sayılıyor. Sanki sertlik güç, kurnazlık zekâ, mesafe ise bilinç göstergesi olmuş gibi.
Oysa mesele şu; Biz ne zaman iyi kalmayı zor bir tercih haline getirdik?
İş hayatında düşünelim çalışkan olmak yetmiyor; görünür olmak gerekiyor. Dürüst olmak yetmiyor; stratejik olmak gerekiyor. Bazen doğruyu söyleyen değil, ortamı iyi okuyan kazanıyor. Bu da insanın içinde küçük bir soru bırakıyor: “Doğru olmak gerçekten yeterli mi?”
Gündelik ilişkilerde de tablo farklı değil. Birine fazla değer verirsen “fazla bağlanmış”, birini fazla düşünürsen “fazla anlam yüklemiş” oluyorsun. Duygular ölçülü yaşanmalı, tepkiler kontrollü verilmeli, kimseye çok güvenilmemeli… Çünkü aksi hâlde “üzülen sen olursun.”
Böyle böyle insanlar kabuk bağlıyor.
Kimse kimseye tam güvenmiyor. Kimse kendini tam açmıyor. Çünkü iyi niyetin karşılıksız kalma ihtimali korkutuyor. Ve zamanla iyi olmak değil, zarar görmemek öncelik haline geliyor.
Ama burada gözden kaçan bir şey var:
Toplum dediğimiz şey, bireylerin birbirine gösterdiği küçük iyiliklerin toplamıdır.
Bir yerde sıraya saygı göstermek, trafikte yol vermek, hatasını kabul etmek, özür dilemek… Bunlar büyük kahramanlıklar değil. Ama medeniyet dediğimiz şey de zaten küçük inceliklerin sürekliliği değil mi?
Belki de sorun şu: İyi olmayı sonuç odaklı düşünüyoruz. “Ne kazandıracak?” diye soruyoruz. Oysa bazı değerler kazanç için değil, denge için vardır. Vicdan, bir yatırım aracı değildir; insan kalabilmenin şartıdır.
Sertleşmek kolay. Mesafe koymak kolay. “Ben kimseye güvenmem” demek kolay. Zor olan, hayal kırıklıklarına rağmen karakterini koruyabilmek.
Çünkü iyi kalmak, naif olmak değildir.
İyi kalmak, bilinçli bir tercihtir.
Kırılabileceğini bile bile yumuşak kalmak…
Yanlış anlaşılma ihtimaline rağmen doğruyu söylemek…
Kaybetme riskine rağmen adil davranmak…
Belki de asıl güç burada saklıdır.
Bugün çocuklara ne öğrettiğimiz önemli. “Uyanık ol” mu diyoruz, yoksa “adil ol” mu? Çünkü bir toplumun geleceği, en kurnazlarının değil; en vicdanlılarının sayısıyla şekillenir.
Ve belki de asıl soru şudur:
Kazanan olmak mı istiyoruz, yoksa insan kalmak mı?
İyi kalmak zor olabilir.
Ama vazgeçildiğinde geriye pek bir şey kalmaz.
İYİ İNSAN OLMAK KAYBETTİRİR Mİ?
YORUMLAR