Bir süredir evlilikler konuşuluyor. Daha doğrusu, evliliklerin neden bu kadar kısa sürdüğü, boşanmaların neden bu kadar arttığı… Oysa asıl konuşmamız gereken şey belki de evlilik değil; aile olmanın ne demek olduğunu ne zaman ve nasıl unuttuğumuz.
Bugün insanlar evleniyor ama birlikte yaşamayı öğrenmeden. Aynı evde kalmak, aynı sofraya oturmak, aynı soyadını taşımak aile olmaya yetiyor sanılıyor. Yetmiyor. Çünkü aile olmak, yan yana durmaktan çok yan yana kalabilmeyi gerektiriyor.
Genç çiftleri düşünelim. Bir tartışma yaşanıyor, sesler yükseliyor, kırıcı cümleler söyleniyor. Eskiden “nasıl çözeriz?” diye sorulan yerde şimdi “ben buna katlanmak zorunda mıyım?” deniyor. Haklı olmak, anlaşılmaktan daha değerli hale gelmiş durumda. Oysa aile dediğimiz şey, bazen haklıyken susabilmeyi, bazen de haksızken özür dilemeyi bilmektir.
Yeni nesil özgürlüğü seviyor; bunda yanlış yok. Ama özgürlük, sorumluluk almamakla karıştırılıyor. En küçük huzursuzlukta “ben böyle hayal etmemiştim” cümlesi kuruluyor. Hayat ise hiçbir zaman hayal edildiği gibi akmıyor. Aile olmak, hayal kırıklıklarını birlikte taşımayı öğrenmek demek.
Bir de orta yaşlar var. Yıllarca aynı evde yaşayıp birbirine yabancılaşan çiftler… Çocukların okul telaşı, geçim derdi, hayatın koşuşturması derken ilişki erteleniyor. Konuşmalar azalıyor, sorular sorulmuyor, cevaplar merak edilmiyor. Sonra bir gün biri “ben bu hayatın içinde yokmuşum” diyor. Aslında o cümle bir anda çıkmıyor; yıllarca konuşulmayanların toplamı olarak ortaya çıkıyor.
Boşanmalar çoğu zaman ani sanılıyor ama değil. Çoğu, uzun süredir ihmal edilen bir bağın sessizce kopması. Kimse kimseyi dinlemiyor, herkes anlaşılmak istiyor. Aile ise tam bu noktada yara alıyor. Çünkü aile, tek taraflı anlaşılma değil, karşılıklı çaba demek.
Belki de sorun evlilik kurumunda değil. Sorun; sevgiyi göstermeyi bilmemekte, duyguları konuşamamamızda, zor zamanlarda kaçmayı kalmaktan daha kolay bulmamızda. Hep mutlu olmamız gerektiği yanılgısında… Oysa aile olmak, her zaman mutlu olmak değil; mutsuzken de birbirine sırtını dönmemektir.
Bugün çocuklar da bu ortamda büyüyor. Sorunların konuşulmadığı, duyguların bastırıldığı ya da her şeyin kolayca terk edildiği evlerde… Sonra aynı çocuklar büyüyüp “ben evliliğe inanmıyorum” diyor. Belki de inanmadıkları şey evlilik değil; gördükleri aile modeli.
Aile olmak öğrenilen bir şeydi eskiden. Görerek, yaşayarak, sabrederek… Şimdi çoğu zaman deneme-yanılma yöntemiyle ve aceleyle tüketiliyor. Kimse kusursuz değil, hiçbir ilişki pürüzsüz değil. Ama aile olmak, kusurlarla birlikte kalabilmeyi seçmekti.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken en basit gerçek şu:
Evlilik bir imza, aile ise her gün verilen bir karardır.
Ve biz, o kararı vermeyi yavaş yavaş unutuyoruz.
AİLE OLMAYI UNUTMAK
YORUMLAR