Bir zamanlar bir iş yaptırmadan önce sorulan en önemli soru şuydu; “İşinin ehli mi?” Bu soru basit gibi görünse de aslında çok şey anlatırdı. Çünkü işinin ehli olmak; sadece bir işi yapmak değil, onu zamanında, özenle ve hakkını vererek yapmak demekti. Aynı zamanda güvenilir olmak, sözünün arkasında durmak ve yaptığı işle anılmaktı. İnsanlar bir ustaya, bir esnafa ya da bir hizmet verene sadece para ödemezdi; aynı zamanda güven teslim ederdi.
Bugün ise bu anlayışın giderek zayıfladığını görmek zor değil. Artık birçok alanda “idare eder” mantığı hâkim olmaya başladı. Oyalamak sıradanlaştı, gecikmeler normalleşti, özensizlik ise çoğu zaman görmezden gelinir hale geldi. Oysa işini iyi yapmak bir seçenek değil, bir sorumluluktur.
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım perde diktirmiş. Sürecin uzadığından, ortaya çıkan işin de beklentinin altında kaldığından bahsetti. Artık insanların işinin ehli olmadığını uzunca konuştuk. Bu ve buna benzer olayların günümüzde sıkça karşılaşılan bir sorun olduğunu dile getirdik.
İşinin ehli olmak, sadece teknik beceriyle açıklanabilecek bir şey değildir. Bu aynı zamanda bir karakter meselesidir. Çünkü bir insanın yaptığı işe gösterdiği özen, onun hayata bakışını da yansıtır. İşini ciddiye alan biri, karşısındaki insanı da ciddiye alır. Zamanında teslim eder, eksik bırakmaz, bahane üretmez. Yapamayacağı sözü vermez; verdiği sözü de ne olursa olsun yerine getirmeye çalışır.
Bunun tam tersi ise ne yazık ki günümüzde daha sık karşımıza çıkıyor. Sürekli ertelenen işler, geçiştirilen detaylar, net olmayan ifadeler… “Yarın hazır”, “az kaldı”, “ufak bir iş kaldı” gibi cümleler çoğu zaman güven vermek yerine şüphe uyandırıyor. Çünkü insanlar artık bu sözlerin çoğu zaman gerçeği yansıtmadığını biliyor. Bu da güven duygusunu zedeliyor.
Oysa güven, bir işin en görünmeyen ama en değerli parçasıdır. Bir kez sarsıldığında, yeniden kazanılması oldukça zordur. İnsanlar bir hizmet alırken sadece sonuca değil, sürece de bakar. Nasıl iletişim kurulduğu, ne kadar şeffaf olunduğu, ne kadar sorumluluk alındığı en az yapılan iş kadar önemlidir.
Daha da düşündürücü olan ise bu durumun giderek normalleşmesi. Artık insanlar bir iş düzgün yapıldığında şaşırır hale geldi. Oysa olması gereken bunun tam tersidir. Kalite istisna değil, standart olmalıdır. İşini hakkıyla yapanlar ayrıcalık değil, çoğunluk olmalıdır.
Sonuç olarak; işinin ehli olmak bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu değer kayboldukça sadece yapılan işlerin kalitesi düşmez; aynı zamanda insanlar arasındaki güven de zayıflar. Oysa bir toplumun sağlam kalabilmesi için en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri güvendir. Ve güven, ancak işini doğru yapan insanların çoğalmasıyla yeniden inşa edilebilir.