Bugün yaklaşık üç aydır beklediğim bir karar sonuçlandı. Aslında hepimizin başına gelebilecek bir durum… Ama nedense çoğumuz ya karşı tarafın baskısından çekiniyoruz ya da sürecin uzun ve yorucu olacağını düşünerek hakkımızı aramaktan vazgeçiyoruz.
Peki ben neden bahsediyorum?
Üç ay önce aldığım, beni adeta çileden çıkaran mobilya takımlarından… Ve üç aydır kapısını açamadığım salonumdan.
Severek, heyecanla aldığım mobilyalar hayalini kurduğum gibi gelmedi. Satış sırasında verilen sözler, ürün kapıdan içeri girer girmez unutuldu. Üstelik karşı taraf, durumu kabullenmek yerine beni zorla ikna etmeye çalıştı. Sanki sorun yokmuş gibi davranmam bekleniyordu.
Ben dinlemeyi severim. Hatta çoğu zaman karşımdaki insanı sakinleştirmek için “ikna olmuş” gibi yaparım. Çünkü biliyorum ki insan, dinlenildiğini hissettiğinde yumuşar. Ama söz konusu haklı olduğum bir konuysa, geri adım atmam. Araştırırım, öğrenirim ve hakkımı ararım.
Benim sürecim de tam olarak böyle başladı.
İlk başta insan ne yapacağını bilemiyor. “Uğraşmaya değer mi?”, “Ya sonuç alamazsam?”, “Daha fazla stres yaşar mıyım?” gibi sorular zihni meşgul ediyor. Belki de bu yüzden çoğumuz susmayı tercih ediyoruz. Oysa susmak, karşı tarafın hatasını kabullenmek anlamına geliyor.
Hepimiz birer tüketiciyiz. Ve böylesi sorunlarla karşılaşmamız aslında hiç de uzak bir ihtimal değil. Asıl mesele şu: Bir tüketici olarak haklarımızı ne kadar biliyoruz?
Çoğu zaman, başımıza gelmeden bilmiyoruz.
Oysa ki böyle bir durumda, bulunduğunuz il ya da ilçedeki Tüketici Hakem Heyeti’ne dilekçeyle başvurabiliyorsunuz. Süreç başlıyor, her iki taraf da dinleniyor, bilirkişi inceleme yapıyor ve bir rapor hazırlanıyor. Sonrasında karar taraflara bildiriliyor.
Kulağa bir cümle kadar kısa geliyor değil mi?
Ama o “bir cümlelik süreç”, tam üç ay sürüyor.
Üç ay boyunca sabretmek, beklemek ve sonucunu merak etmek kolay değil. Ama şunu çok net gördüm: Haklıysanız ve doğru şekilde ilerlerseniz, sistem işliyor. Belki yavaş, belki yorucu… ama işliyor.
Bu süreç bana sadece hakkımı aramayı değil, aynı zamanda sabretmeyi ve bilinçli bir tüketici olmanın önemini de öğretti.
Bugün dönüp baktığımda şunu çok net söyleyebilirim:
Eğer hakkınızı aramazsanız, kimse sizin yerinize aramıyor.
Ve belki de en önemli soru şu:
Biz gerçekten mağdur muyuz, yoksa hakkını aramayan tüketiciler mi?