Anadolu’da sonbahar sadece yaprakların sararmasıyla değil, evlerin içindeki telaşla da hissedilir. Yazın bereketi kışa taşınsın diye her evde hummalı bir hazırlık başlar. Kimisi kazanlarda salça kaynatır, kimisi sabahlara kadar kavanozlara turşu basar. Çocuklar bahçede ip gibi dizilmiş biberleri seyrederken, evin içinde hem kışın soğuğuna hem de sofraların bereketine hazırlık yapılır.
Domatesin en kırmızı haliyle yapılan menemenlikler, biberin acısıyla tatlının buluştuğu ezmeler, çeşit çeşit sebzelerden kurulan turşular… Hepsi sadece damak tadı değil, aynı zamanda bir kültürün taşıyıcısıdır. Anadolu insanı bilir ki kışın zorluğu ancak yazın emeğiyle aşılır. Kavanozların kapağı kapandığında sadece yiyecek değil, bir güven duygusu da saklanır raflara.
Reçel kokusuyla uyanan çocukluk sabahlarını, tarhananın kaynarken evlere sinen kokusunu, büyüklerin “Kış hazırlığı olmadan kış geçmez” sözlerini kim unutabilir? Bu hazırlıkların her biri aslında sadece mideye değil, gönle de şifa taşır. Çünkü bir kavanoz turşuda sadece sebze değil, komşunun yardımı; bir tencerede kaynayan salçada sadece domates değil, aile dayanışması vardır.
Bugün market rafları her şeyle dolu olsa da Anadolu’nun kış hazırlıkları hâlâ çok kıymetli. Çünkü bu telaş, sadece yiyecek stoklamak değil; geçmişten bugüne uzanan bir kültürü yaşatmak, kışın ortasında yazın tadını sofralara taşımaktır.