Karne günü, takvimde sıradan bir gün gibi durur ama çocukken yılın en uzun sabahıdır. Alarm çaldığında normalden erken uyanılır, kahvaltı ya yarım kalır ya hiç yapılmaz. Çantanın fermuarı her zamankinden daha gergin kapanır. Çünkü o gün çantada sadece defterler değil, koskoca bir yıl taşınır.
Okul bahçesinde garip bir sessizlik olur. Kimse gerçekten konuşmaz. Herkesin aklı öğretmenin elindeki kâğıttadır. İyi not alanın yüzünde saklanamayan bir sevinç, kötü not alanın içinde büyüyen bir korku vardır. O an, sayılar insanın kimliğine dönüşür. Dokuzlarla, beşlerle, takdirlerle ya da “seneye daha iyi olacak” cümleleriyle tanımlanırız.
Karne sadece ders notu değildir aslında. Ailenin beklentisi, öğretmenin yorumu, çocuğun kendine dair ilk yargıları o küçük deftere sığar. “Çalışkan”, “dalgın”, “potansiyeli var ama…” gibi cümleler, insanın kulağında yıllarca kalır. Bazılarımız o cümleleri aşar, bazılarımız hayat boyu onlarla yaşar.
Yıllar geçer, karne defterleri kaybolur. Okul biter, sınıflar dağılır. Ama garip bir şekilde karne günü hissi kaybolmaz. Sadece şekil değiştirir. Bu kez notları öğretmen vermez; hayat verir. Ay sonu maaşı, terfi maili, reddedilen başvurular, “bizden olmaz” denilen hayaller… Hepsi yeni birer karne gibidir.
Artık kimse bizi sıraya dizip ismimizi okumaz ama biz kendimizi sessizce değerlendiririz. “Bu yıl ne yaptım?”, “Nerede kaldım?”, “Beklediğim yerde miyim?” soruları zihnimizde dolaşır. Takdir belgesi yoktur ama içimizden “aferin” demeyi de pek beceremeyiz. Hep bir eksik buluruz.
Belki de en zor karne, insanın kendine verdiğidir. Kimsenin görmediği, kimsenin imzalamadığı ama her gece önümüze koyduğumuz o görünmez defter. Oysa çocukken karne günü bitince yaz tatili başlardı. Hatalar biraz unutulur, eksikler gelecek yıla bırakılırdı. Şimdi ise kendimize tatil vermiyoruz. Hep bir sonraki döneme hazırlanıyoruz.
Bazen durup eski karne günlerini hatırlamak iyi gelir. O saf heyecanı, o masum korkuyu. Çünkü o günlerde en azından şunu biliyorduk: Bir yıl biter, sonra yenisi başlar. Şimdi de öyle aslında. Sadece bunu kendimize söylemeyi unuttuk.
Belki hayat, sandığımız kadar acımasız bir öğretmen değildir. Belki biz, kendimize fazla sert davranıyoruzdur. Kim bilir… Belki de bazen defteri kapatıp “bu dönem böyle geçti” demek gerekir. Tıpkı karne günü okuldan çıkıp derin bir nefes almak gibi.