Öyle bir çağda yaşıyoruz ki Rabbimizin bize verdiği nimetleri el birliği ile yokluğa çeviriyoruz. Eskiden diyerek başlamak artık beni çok üzüyor. Çünkü eskiler gelenek görenek, örf ve adetler bizi nimete saygı duyarak büyüttü. Büyüklerimiz bereket evden bir uzaklaştı mı bir daha gelmez diyerek evdeki ekmek kırıntısını bile değerlendirirlerdi. Şimdilerde onların bu haklı sözü günümüzde yaşanıyor. Bir evde yaşayan üç ila dört kişi çalışıyor ama hala geçim sıkıntısı çekiliyor. Tabii bizler şuçlu sorumlu arıyoruz oysaki bizler bu yokluğu el birliği ile inşa ettik. Evlerimizden dışarı çıktığımızda her sokak başında bulunan çöp konteynırlarının yanlarına bırakılan ekmekler bizlerin artık ne denli israfçı olduğumuzu gözler önüne seriyor.
Dünyanın belli ülkelerindeki açlık, susuzluk, yokluk artık telefonlarımızdaki bir tık kadar yakın. Onları bir film gibi seyrediyoruz üzülüyoruz lakin ertesi sabah aynı yerden devam ediyoruz hayatımıza.
Bu israfın ardındaki toplumsal dinamikleri sorgulamak, toplum olarak kendimize sormamız gereken gerçek bir soruna işaret ediyor; Neden yokluğa rağmen hala israf ediyoruz?
Dışarıda, ekmek parçalarının ve taze gıdaların döküldüğü çöp kutularını görünce, bunun yalnızca ekonomik bir soru olmadığını anlıyoruz. Evet, ekonomik kriz, maddi sıkıntılar elbette var, fakat asıl mesele derinlerde. Tüketim kültürüyle büyüyen bir nesil olarak, “al ve at” alışkanlığına o kadar alıştık ki, artık israf etmenin bir günah ve kayıp olduğunun idrakinde değiliz. Gözümüzün önünde biriken bu israf, sanki alışkanlıklarımızın birer uzantısıymış gibi, herkesin normalleştirdiği bir durum haline geldi.
Yokluğun eşiğindeki bir toplumda, ekmek parçalarının çöpe atılması düşündürücü bir çelişki. Hâlbuki ekmek, en sembolik ve kutsal gıdalardan biri. Sofralarımızın baş tacı. Ama nasıl oluyor da, evlerimizde bereket yokken, dışarıda çöplerde ekmekler birikiyor? Bu sorunun yanıtı, belki de toplumda yaygın bir bilgi eksikliği ve eğitimsizlikte yatıyor. İnsanlar, tüketim alışkanlıklarının sürdürülebilirliğini düşünmeye alışık değiller. Koşuşturmacanın içinde geçici heveslerle aldıkları yiyeceklerin, bir günlük açlığı dindirmeye yetmeyeceğini anlamıyorlar.
Evlerimizde israfın bir alışkanlık haline gelmesi, toplumsal bir sorun haline dönüştü. Yıllar içinde edindiğimiz tüketim alışkanlıkları, bizleri öyle bir noktaya taşımış durumda ki; açlığın gerçek yüzünü göremiyoruz. İhtiyaçlarımızı gözetmeden aldığımız her yeni ürün, bir başka insanın temel yaşam kaynağının ayaklar altına alınmasına yol açabiliyor.
Neden yemek pişirmek için yenilikler ararken, gereksiz yere fazla malzeme almaya devam ediyoruz? Ayrıca, yüzlerce yıllık bir kültürel miras olan “artık yemekleri değerlendirme” geleneğimizi neden unuttuk? Çöpe atılan her bir ekmek, belki de bir aileyi doyuracak kadar gıda. Bunun farkında olmadan, geçmişin bilgeliklerinden uzaklaşarak, sadece yaşamak için değil, daha fazlasını elde etmek için çabalıyoruz.
Unutmayalım ki bireysel eylemlerimizin toplumsal sonuçları vardır. Belki de bu yüzden, giderek daha fazla insanın bu konuya dikkat etmesi gerekmektedir. Yerel pazarları, çiftçileri desteklemek, israfı önlemek, bizlerin elinde. “Sıfır atık” hareketinin yaygınlaşması, her bir bireyin bu sorumluluğu taşıması için önemli bir adımdır. Çevre bilinci, sadece kişisel bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.
Bu bağlamda, tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamak ve değiştirmek için bir adım atmalıyız. Yaptığımız her alışverişte, her yemek hazırlığında israfı aklımızda tutarak hareket etmek zorundayız. Evlerimizde ve sokaklarımızda, çöplerin arasında göz ardı ettiğimiz bu ekmek parçaları, aslında bilinçsiz bir yaşam tarzının temelini oluşturuyor.
Ekmeğin bu kadar kıymetli olduğu bir dönemde, çöplüklerde birikmesini engellemek; hem bize hem de geleceğe bırakacağımız en büyük miras. Yokluğa rağmen, israfın bir alışkanlık olduğu bu günlerde; hepimiz farkındalığımızı artırarak gerçek bereketin ne olduğunu yeniden keşfetmeliyiz. Unutmayalım ki; her alınan ekmek, her taze gıda, hayatın bir parçası ve onu değerlendirmek, bizlerin sorumluluğudur. Aslında çöpe attığımız ekmek değil evimizin bereketidir.