Ata yadigarları demekle neyi amaçlamak istediğimi muhakkak ki anlamışsınızdır. Milletimizin şan ve şerefle dolu tarihi geçmişiyle övünmekteyiz. Ayrıca her gittikleri yerde bıraktıkları tarihi eserleriyle de gurur duymaktayız.
Tarihin her devrinde atalarımız hangi kıtaya ve hangi devlete akınlar düzenlemişler ise oralarda kurdukları egemenliğin yanı sıra inşa ettikleri tarihi eserlerin ihtişamıyla da büyüklüğünü göstermiştir.
Bugün ülkemizi turizm yönünden cazip kılan sebeplerin başında muhakkak ki her adım başında Selçuklu ve Osmanlıların bıraktıkları tarihi eserler gelmektedir. Bu eserlerin arasında öylesine hayranlık yaratan ve akıllara durgunluk verenler vardır ki mimari özellikleriyle adeta göz kamaştırmaktadır. Bunlardan camiler kervansaraylar hamamlar suyolları imaret haneler ve köprüler gibi daha birçok sayıda bildiklerimiz vardır. Atalarımızın bizlere bırakmış olduğu bu değerli eserler bugüne kadar nesilden nesile korunarak gelmiştir. Böylesi yapıların dışında bir de müzelerin teşhir salonların da teşhir edilen obje cinsinden olan tarihi eserler vardır. Bu gibi eserleri korumak şöyle dursun tarih ve eser bilincinden yoksun olanlar tarafından ya tahrip edilmiş ya da bir fırsatını bulunca çalınıp, başka ülkelere satılmıştır.
Bugün neredeyse her köy ve kasabada gizli oluşturulmuş geceleri çalışan bir define arayıcı timleri bulunmaktadır. Bunlar hayal ettikleri menfaat uğruna bilinçsizce yaptıkları kazılar da giderilmesi öylesine zor tahribatlar yapmaktalar. Bu niyetteki kimseler her ne kadar şahsi menfaat sağlamış olsalar da ecdat yadigarlarına verdikleri zararlar ifadelere sığmayacak kadar büyüktür. Ülkemizin her köşesinde teşhir edilmekte olan tarihi eserleri görünce birçoğunun üzerinde az çok tahribatların yapıldığını görmekteyiz. Birde obje kimliğine sahip nesilden nesile devrolup gelen eserler vardır ki, bunlarda devirlerine göre uzmanlar tarafından dillendirilmiş olan objelerdir. Bu gruptaki eserler ya teşhir edilmekte, yada konservasyonları yapılmış halde depolarda muhafaza edilmektedir. Şahsen ben on binlerce tarihi eserin bulunduğu Genelkurmaya bağlı Askeri Müze ve Kültür Sitesinde yıllarca uzman kişi olarak çalışmış biri olarak eserlerin korunması ne demektir az çok bilenlerden biriyim. Müzelerde eserlerin teşhir edilmesi ve korunması oldukça ihtisas ister. Zira onların kimyasal bakımları restorasyonları ve konservasyonları oldukça zordur. Bugün her müzede bu görevleri yapacak olan uzman kadroların olmasına rağmen ne yazık ki mevcudu yoktur. Bu özelliklere sahip bir kimse okul bilgisinin yanında tarih bilgisi ve pratik tecrübesinin de olması gerekmektedir. Bilhassa madeni eserlerin bakımları ve korunması büyük tecrübe gerektirmektedir. Bu konuda görevli olan bir kimya mühendisi bakım için hazırladığı kimyasal çözeltiyi eser üzerinde uyguladığında olumlu sonuç alamayınca hayrete düştüğüne tanık oldum.
Teşhirde ve depolarda muhafaza edilen eserler ne kadar sık bakıma alınırlarsa o kadar yıpranma ve aşınmaya uğrarlar. Bunun için iyi yetişmiş bir bakım uzmanı gerek restorasyon gerekse bakım ve konservasyon çalışmasında her zaman uzun süreli koruma yöntemini uygulaması gerekmektedir. Eserlere teşhirde olduğu gibi depolardaki korumada usul ve yönteminde ayrı bir bilgi ve tecrübe ihtisası gerektirmektedir.
Durup-dururken bu köşede tarihi eserlerden bahsetmekte nereden çıktı demeyin en küçük bir obje parçası bile bizim şanlı tarihimizin hikayesini oluşturmaktadır