Türkiye’nin son derece önem verdiği Savunma Sanayi tarafından üretilen silah araç, gereç ve cephanelerin hasımlarımızı korkuttuğunu kendi ifadelerinden anlıyoruz. Özellikle katil İsrail Türkiye’nin askeri gücünün son derece kuvvetli olduğunu bizzat kendisi söylüyor.

  İsrail basını Türkiye İsrail için İran’dan daha tehlikeli hayal edilemeyecek kadar modern bağımsız güçlü bir ordu kurmuş olması sadece bölge ülkelerinin değil bütün dünya ülkelerinin de dikkatini çekmektedir. İsrail basını “Bu inanılması muazzam bir güç İsrail için ana tehdittir” yorumunda bulunuyor. Ayrıca Baykar tarafından üretilen ve birçok ülkeye satışı gerçekleşmiş olan TB2 askeri otoriteler tarafından takdirle karşılanmaktadır 

   Türkiye’den hasım ülkeler nasıl korkmasın ki Katar Somali, Libya, Suriye ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi ülkelerde üssü bulunmaktadır.

 ABD merkezli Global Firepower’in araştırma raporuna göre Türkiye 145 ülke arasında en ğüçlü 9.orduya sahip bulunmaktadır. NATO da ABD’den sonra Hava, Kara ve Deniz gücü olarak ikinci güçlü orduya sahiptir.

  Hatırlarsınız 1964 yılında Başbakan olan İsmet İnönü Kıbrıs da Rumların Türklere karşı uyguladığı mezalimi durdurmak için çıkarma yapmaya kalkışınca ABD NATO silahlarını kullanamazsın diyerek Kıbrıs çıkarmasına karşı çıkmak suretiyle elimizi kolumuz bağlayarak dayatmada bulunmuştu. O günkü yaşananlardan ders çıkaran Türkiye Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın önderliğinde Savunma Sanayine önem vererek kendi silahını kendisinin yapmasına önem vermiştir.

   Bugünün Türkiye’si artık eskinin Türkiye’si değildir şunu gururla ifade etmeliyim ki AK Parti iktidarının 25 yıllık iktidarı döneminde birçok alanda olduğu gibi silah araç ve gereçlerinin üretimi konusunda da yüzde 20’den yüzde 80’e çıkararak altın harflerle başarılar yazdığına tanık oluyoruz. Bunlardan sadece örnek olarak aldığımız Türkiye’nin milli projelerinden Atak Helikopteri, Altay Savaş Tankı, Hürkuş Uçağı, Milgem Savaş Gemisi ve Denizaltısı, Çeşitli Hafif ve Ağır Silahlar İnsansız hava araçlarına ait projelerin gerçekleştirilmiş olması milletimizin gurur ve iftihar kaynağını oluşturmaktadır.

  Demek ki çalışınca güçlü ekonomiye sahip olunca bunlardan daha önemlisi Türkiye’nin bağımsızlığına sahip çıkınca nelerin gerçekleştirildiğini örnekleriyle görüyoruz. Çok iyi hatırlarım bir zamanlar kışlada askerin yemek yediği tabağın kenarında U.S.A. (ABD) rumuzu yazardı. O zamanlar idealist muazzaf genç bir asker olarak bu bile benim gururuma dokunurdu. Nitekim en acısı da 1950 yılı öncesi ABD emir vererek Kayseri Hava İkmal Merkezinde üretim yapan uçak fabrikasını kapattırarak üretilenleri de toprağa gömdürmek suretiyle ülkemizi harp sanayi alanında nasıl geri bıraktığını üzüntüyle hatırlamaktayız  

 Askeri fabrikaların ve tersanelerin Savunma Sanayiye bağlanmış olması yerinde bir karardır. Böylece bu fabrikaların başında şüphesiz ki bundan böyle sivil teknik tecrübeli uzmanlar bulunacak ve üretime yönelik faaliyetler içinde görev yapacaktır. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde bugün 30’dan fazla askeri fabrika ve tersane bulunmaktadır. Bu fabrikaların elinde bulunan makine ve tezgahlar sanırım birçok organize sanayi fabrikalarınkinden daha modern ve gelişmiş makinelerdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sebep olduğu bu haklı ve yerinde kararını takdirle karşılıyoruz. Çünkü yıllardır hantal olan bu iş yerleri bundan böyle üretim yaparak ekonomimize katkı sağlayacaktır.     

Yüzde sekseninin yerli ve milli olduğuna dair  açıklamalarda bulunulması övünülecek bir gelişmedir. Hani bizde bir söz vardır kötü komşu insanı mal sahibi eder diye. Başta Amerika olmak üzere diğer bazı NATO ülkeleri parasını verdiğimiz halde ihtiyacımız olan savaş uçağını ve silahları bize vermemeleri dışa karşı güvenlik konusunda bir takım eksikliklere neden oluyordu. Ayrıca önceden verilmiş olan silahlara ait yedek parçalarını vermemeleri ayrıca bir sorun yaratıyordu. TSK’ni zor durumda bırakan bu durum karşısında Savunma Sanayi ve Aselsan büyük bir gayret içine girerek ihtiyaç duyulan savaş uçağını, silahları ve cihazları üretmeye başladı. Ancak askeri malzemelerin üretimi konusunda mevcut olan organizasyonda bazı aksamaların meydana gelmesi nedeniyle duruma el atan Cumhurbaşkanı Erdoğan çeşitli illerdeki Askeri fabrikaları ve tersaneleri OHAL kararnamesiyle Savunma Sanayi bünyesine katarak ASFAT A.Ş. adıyla yeni bir şirket kurdurmuştur. Bu şirketin sermayesi de ilk başta 50 milyon TL olarak tahsis edilmiştir. 

   TSK’de geçmiş yıllarda Teknik personel olarak görev yaptığım  Ana Tamir ve Ağır Bakım fabrikaları üretim yerine bakım ve onarım gibi hizmetleri yerine getiriyordu. Rütbeli askeri şahıslar tarafından idare edilen bu fabrikalar birliklerden gelen arızalı silah, araç ve gereçlerin bakım ve onarımlarını yapan birer kuruluşlardı. Oysa bu görevi birliklerin bünyesinde bulunan II. Kademeler de yerine getirme konusunda olanağa sahipti. Yani sizin anlayacağınız Ana Tamir ve Ağır Bakım Fabrikaları Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı olan askeri malzemeleri üretmesi gerekirken bakım ve onarım işleriyle meşgul olan birer kuruluşlardı. Bugün Kayseri Hava İkmal Bakım Merkezi de aynı durumda bulunmaktadır. Geçte olsa ülke genelindeki Askeri fabrikaların Savunma Sanayiye bağlanarak birer üretim tesisi haline getirilmesine karar verilmesi isabetli bir karar olmuştur.  Geçmişte bu fabrikalarda görev yapmış biri olarak hepsinin de hantal çalışan kurumlar olduğu konusu hiç aklımdan çıkmamıştır. Askeri fabrikalar tecrübesi ve teknik bilgi birikimi olmayan rütbeli askerler tarafından yönetilmesi büyük bir eksiklikti. Bu kimseler kıtalardan bu fabrikalara tayin olup gelen personeldi. Kıta hizmetinde bulunurken Ankara Ana Tamir Fabrikasına tayin olduğumda Hafif Silah Kısmında görevlendirildim. Kısımda 40 sivil işçi çalışmaktaydı. O sıra bu çalışan işçiler sadece kasatura tahvili işiyle meşguldüler. Düşünün bir kere o yıllarda bu kasaturalar TSK’de kullanılmayan malzemelerdi. Yani sizin anlayacağınız işçiler boş kalmasın düşüncesiyle böyle bir işle görevlendirilmişlerdi.