Siyaset sahnesini CHP bölünerek çarpışarak bir arenaya çevirdi. 100 yıllık parti iki cepheye ayrıldı. Seçilmişlerden kimin kimden yana olduğu açıkça belli. Bir tarafta Kılıçdaroğlucular diğer tarafta Özgür Özelciler. Kılıçdaroğlucular kanunlara ve parti geleneklerine uygun olarak hareket ediyorlar. Özgür Özel ise mahkemenin verdiği karara tepki göstererek kararı kamuoyu önünde yırtıp attı. Özgür Özel mahkemenin Kılıçdaroğlu’nu parti başkanlığına tekrar iade etmesini tanımayarak parti binasına sokmayacağını ifade etti. Bu konuda Özgür taraftarları aşırı taşkınlık göstererek parti binasını kırıp-döküp milyonlarca lira  zarara neden oldular. Burada yaşananlar daha olacakların birinci perdesi idi. İkinci perdesi ise TBMM de yaşanacaktı. Kemal Kılıçdaroğlu partinin genel başkanı olarak Salı günü meclis de grup toplantısı yapmak için karar aldı. Özgür Özel ise daha önceden Salı günü Manisa da olacağını açıklamasına rağmen bundan vaz geçerek oda Salı günü meclis de grup toplantısı yapacağım diye tutturdu. Bu inatlaşma partinin düştüğü durumun ikinci perdesiydi. Özgür Özel son derece kararlıydı “Gerekirse başımızı vereceğiz ama baş eğmeyeceğiz” diyordu. Daha öncede parti binasına kendini zincirliyeceğini ve gerekirse kendini yakacağını fakat partiyi terketmeyeceğini açıklamıştı. Özgür Özel’in bu derece ihtiras sahibi olmasının hedefinde Kılıçdaroğlu ile AK Partisi ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan bulunmaktaydı.

 AK Partisine seçim kaybettirmek için irili ufaklı muhalefet partilerine birlikte olma çağırısı yaptı. Böyle bir ittifakta bulunmak için partilerin sağcı, solcu olması pek önemli değildi. Nitekim buna ilk cevap 27 Mayıs’ın darbeci albayı Muzaffer Özdağ’ın oğlu Zafer Partisi genel başkanı Ümit Özdağ’dan geldi. Ümit Özdağ gündüz çuvala girmiş gibi gecenin saat 03’ünde CHP binasına giderek Özgür Özel’e geçmiş olsun da bulunda. 

 Muhalefet liderlerinden birçoğu parti görüşünü bir tarafa bırakmışlar aralarında al gülüm, ver gülüm ittifakının şartlarını görüşmeye başladılar. Böyle bir ittifak anlaşmasında solcu olmuş, sağcı olmuş görüş yönünden hiç farkı yoktu. Yeter ki hedeflerinde Kılıçdaroğlu ve AK Parti’si ile Cumhurbaşkanımız Erdoğan olsun. Tabela partilerinin gelecek seçimlerde kendi güçleriyle bir varlık olamayacaklarını bildikleri için Özgür Özel’in bu teklifi üzerine balıklama atladılar. Çünkü birlikte olunca sel önünden kütük kapmak vardı İmamoğlu’nun rüşvet ve yolsuzluk paralarının dolu olduğu bir cukka vardı.

 Siyasette cepheleşme ve kutuplaşma daha ziyade 1970’li yıllarda başlamıştı. O yıllarda ülkeyi bir kaos ortamına sokan siyasi inatlaşmalar sol, sağ, milliyetçi, sosyalist, İslamcı gibi kutuplaşmalar ne yazık ki toplumu kamplara bölmüştü. Neredeyse o yıllarda genç insan kanının akmadığı ve can kaybının olmadığı gün yoktu. Sol, sağ çatışmasından adeta sokaklar yürünemez, okullar eğitim yapamaz hale gelmişti. Maalesef 1970-1980’de yaşanan böyle bir kaos ortamı ülkeyi en az 50 yıl geriye götürmüştür.

O günün siyasetçileri böyle bir cepheleşmeye öncülük ederken, devlet kurumlarında çalışanlarda dernek adı altında teşkilatlanarak cepheleşmeye gitmişlerdi. 

Allah o kara günleri bir daha ülkemize yaşatmasın. Ülkeyi istikrarsız hale getirmekten başka hiçbir işe yaramayan böylesi kurulan ittifaklar, ancak ülkeyi kaos ortamına sokar.

Bugün de partiler arası ittifak yapmanın temellerini atmak için bir gayretin içinde olan Silivri cezaevinde rüşvet ve yolsuzluk suçundan yatmakta olan Ekrem İmamoğlu ile onun eş başkanı Özgür Özel bulunuyor. Fakat geçmişte yaşanan vurdulu-kırdılı ve yokluk çekilen günleri milletimiz acı çekerek yaşadığı için bu sefer böylesi bir cepheleşmeye itibar etmeyeceğini umut ediyorum. Nitekim kamuoyu araştırma şirketleri de bunu gösteriyor.

Bugünlerde Türkiye’yi tökezletmek ve Ortadoğu’nun karışık ülkelerinden biri halene getirmek isteyen iç ve dış mihraklar ihanete kadar varan bir çabanın  içine girmiş bulunuyorlar. Bütün bu odakların hedefinde 25 yıllık iktidarı döneminde çok büyük hizmetlere imza atmış olan AK Partisi ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan bulunuyor.

Kılıçdaroğlu’nun taraftarlarına üç vadi vardı bunlardan en önemlisi temiz siyasetti. CHP kimliği altında rüşvete yolsuzluğa ve irtikapa bulaşmış olan belediye başkanları başta olmak üzere her kim varsa parti ile ilişiklerinin kesileceğinin sözünü verdi. 

Samimi olarak ifade etmem gerekirse Atatürk’ün kurduğu 100 yıllık CHP’nin iç ve dış güçler tarafından bölünerek ne durumlara düşürüldüğünü üzüntü içinde izliyoruz. Oysa iktidar nasıl çalışıyorsa Ana Muhalefet Partisi CHP’nin de kendine has programları dahilinde çalışmasını gönülden arzu ediyoruz…