Ülkemizde siyaset yapma geleneğinin kavga ve gerilim üzerine kurulu olması ne yazık ki birçok yönden ileri gitmemize engel teşkil etmektedir. Bilhassa Atatürk’ten sonra gelen dönemlere baktığımızda iktidar ile muhalefet arasında yaşanan çekişme ve kavgalar bir gün olsun son bulmamıştır.

    Vatandaşın görevi; seçim sandığı önüne gelince siyasi görüşüne göre oyunu kullanıp tercih ettiği hangi parti ise ona oyunu vermekle görevlidir.

    Siyasi hayatımızın eskiden kalma bir hastalığı vardır ülke sorunları herkesçe bilinmesine rağmen;  iktidarla, muhalefetin kavga etmesi yüzünden bu sorunların çözümü gecikmektedir. Sonunda kaybeden taraf muhakkak ki siyasetçi değil; yine ülkemiz olmakta. İktidar ve muhalefete soruyorum, siyasi görüşler ayrı da olsa ülkenin ileri gitmesi konu olunca aynı kulvar da buluşmak gerekmezmi?      

    Türkiye son 23 yılda doğrusunu söylemek gerekirse gelişme yolunda büyük aşamalar kaydetti. Nitekim dünya genelinde sözü geçer, itibarlı bir ülke olmamız nedeniyle bazı ülkeler yükselişimize karşı gösterdikleri hazımsızlık bile bu gerçekliğin açık bir ifadesidir. Bu konuda AKP iktidarına karşı eleştiri yönünden söylenecek bir sözümüzün olmadığı inancındayım. Atalar ne demiş: “Yiğidi öldürsen de, hakkını teslim et” demiş. İktidar gecesini gündüzüne katarak canla-başla çalışıyor. “Durmak yok, yola devam” sözüne uyarak hız kesmeden yoluna devam eden bir iktidarın iş başında olması elbette ki milletimize gelecek konusunda güven veriyor.

    Meclis de kavgayı-çekişmeyi adeta gelenek haline getirmiş olan muhalefetimize gelince, onlar uygun proje üretmek yerine, durmadan gerilim yaratıp demagoji üretmeye çalışıyor.

   Son günlerde CHP’li bazı belediyelerde ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzluklarını gece mitingleri düzenleyerek inkara kalkışan genel başkan Özgür Özel hiç de doğru yapmıyor. Bu yolsuzluklar o kadar geniş kapsamlı ki tecrübeli kimseler son yüzyılın en büyük soygunu diye tarif ediyor. Savcılık soruşturma iddianamesi 3800 sayfa tutmuş devletimizin kaybına gelince 160 milyar lira olduğu iddia ediliyor. Şimdi biz bu ülkenin birer evladı olarak CHP’li bir örgütün büyük soygununa aman muhalefet bize ne der diye sessiz kalıp sineyemi çekelim. Ben şahsen DSP’den İlçe Belediye Başkanlığı yapmış biri olarak seçmenin teslim ettiği böylesine önemli bir görevi rüşvet alarak yolsuzluk yaparak yerine getirilmenin kesinlikle karşısındayım.  Belediye Başkanlarının Osmanlı dönemlerinde ki ismi “Şehri Emini”dir yani şehrin teslim edildiği emin insan demektir.  Her neyse bu büyük soygun olayının mahkemelerdeki seyrini takip edip ona göre yeri gelince konuşuruz.  

    Ülke siyasetinde karşılıklı olarak karalama, küçük görme, çamur atma gibi bir siyaset geleneğinin sürdürülmesi hiç de doğru bir hareket değildir. Daha da beteri bu yönde kullanılan dile gelince adeta kabadayılık ve kahve kültürünü yansıtmakta. Buna karşılık toplumumuz siyaset konusunda oldukça bilinçlenmiştir. Seçtiği siyasetçiyi kendi haline bırakmak yerine, onu sürekli takibe almak suretiyle değerlendirme şablonuna tabi tutmaktadır. Gerek seçim bölgesi, gerekse ülke hayrına nasıl bir proje üretme konusunda bulunduğuna bakarak gelecek seçimlerde tercihini ona göre yapmaktadır. Gelişmiş dünya ülkelerinde ortaya çıkan her yenilik karşısında siyasetçilerinin de değişim göstermesine rağmen, bizdeki kavgacı ve hizipçi siyasetçiler inat edip, bir türlü değişime ayak uydurmamakta. Milletimizin acilen ihtiyaç duyduğu darbe Anayasanı değiştirme konusu gündeme geldiği zaman ortaya konan tavrı hiç de doğru bulmadığımızı söylemek zorundayız . Milletvekilliği toplum nazarında şerefli ve itibarlı bir görevdir. Her milletvekili temsil ettiği toplumun güvenini sarsmamak için daha duyarlı ve daha sorumlu olmaları gerekmektedir.