TBMM’de Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli’inin titizlikle üzerinde durdukları Terörsüz Türkiye çalışmaları sona doğru duraksamadan devam etmektedir. Ülkemiz için çok önemli olan bu çalışmalara yine de içimizden karşı çıkanların olduğunu biliyoruz. Hatta öyle ki İYİ Parti açıktan karşı çıkarken DEM parti içinden bazı çatlak seslerin çıktığını da biliyoruz. Hal böyle olunca eski yaşananları bir kere daha hatırlatmanın gerekli olduğunu düşündüm.
Güneydoğu bölgesi bizden sorulur diyen PKK’nın varlığını sonlandırma aşamasına girmesiyle bugüne kadar suskun kalan bölge halkı konuşmaya başladı. PKK terör örgütünün güneydoğuyu mesken tutmasının bir nedeni de bölge halkının yeterince karşı çıkmamış olmasından ileri gelmiştir.
Eğri oturup doğru konuşalım bir gerçeğin altını çizmek gerekirse 40 yıldan beri yaşanan terör olayları karşısında halkın duyarsızlığı ve güvenlik güçlerimize yeterli desteğin verilmemiş olması PKK terör örgütünün giderek taban bulmasına neden olmuştur. Halkın yıllarca tepki göstermemesinden ve sessiz kalmasından cesaret bulan terör örgütü her aklına geleni bölge halkına istediğini kolayca yaptıra-gelmiştir. Şayet karşı koyanda olduğu zaman gözünün yaşına bakmadan cezasını vermiştir. PKK terör örgütü halkın ibadet ettiği camileri, eğitim gördüğü okulları tedavi olduğu hastaneleri tahrip edip hizmet dışı bırakmıştır. Halkın gelip geçtiği sokaklara caddelere barikatlar kurarak alt yapıyı tahrip edip halkı susuz ve elektriksiz bırakmıştır. Gösteri yaparken de halkın ihtiyaçlarını karşıladığı esnaf kesimini tehdit ederek kepenk kapattırmıştır. Bölge ailelerinden kime kızını ve oğlunu dağa göndereceksin demişse itirazsız baş üstüne denip gönderilmiştir. Yani sizin anlayacağınız bu bölgenin sayıca çok fazla olan bölge halkı bir avuç eşkıya sürüsüne boyun eğmiştir. Türk’ün yiğitlik ve kahramanlık geleneğinde her gün ölmektense bir anda ölmek vardır deme cesaretini gösteren kimseler çıkmamıştır. Kısaca sizin anlayacağınız bütün bu zorbalıklar karşısında halk yeter artık demektense kuzu kesilip 40 yıldan fazla hep sessiz kalmayı tercih etmiştir.
Halktan bir kısmı teröristlere evlerini açmış yatırıp-kalkmalarına yiyip-içmelerine müsaade etmiştir. Yerine göre de koruyup-kollamış güvenlik güçlerine karşı ateş ederken de evini mazgal gibi kullanmasına müsaade etmiştir. Ortaya konan bu tabloyu dikkate aldığımızda terörün sebepleri araştırılırken kusurun okta olduğu gibi yayda da olduğunu kabul etmemiz gerekir.
PKK teröristlerinin yuvalandığı il ve ilçelerden sökülüp atıldıktan sonra harabeye dönmüş olan yapıları görünce nerede bu yerleşim yerinin halkı diye insan sormadan edemiyor.
Güneydoğu’da terörle mücadelede güvenlik güçlerimiz binlerce şehit verdi, binlerce ana-babanın yüreklerine ateş düştü, binlerce çocuk yetim kaldı. Bu mücadelede devletimiz milyarlarca lira bedel ödedi. Güneydoğu insanı birde kalkıp bölgeler arasındaki geri kalmışlıktan söz ediyor. Buna sebep olan devletin ihmalimi yoksa bu bölgede palazlanıp gelişmiş olan terör örgütünün ihanetimi?
Bölge halkı bugünkü gelinen noktada oturup enine boyuna çok iyi düşünmesi gerekir. Evet vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak devletin görevi dense de yaşanan olanlara karşı çıkıp devletin yanında yer almakta vatandaşın vatandaşlık görevi olduğu bilinmelidir.
Güneydoğu’da sıradan vatandaşı bırakın, seçilip millet meclisine girmiş milletvekillerinin bile terör örgütüne cephane ve gıda maddesi taşıdıklarına terörist cenazelerine katılarak, başında ağıtlar yaktıklarına tanık olduk.
Güneydoğu insanı şayet samimiyet içinde vatanımızın bölünmezliğine, bayrağımızın tekliğine, milletimizin birlik ve beraberliğine inanıyorsa Cumhur İttifakının “TERÖRSÜZ TÜRKİYE “ çalışmalarına canı-gönülden destek vermesi ve devletimizin yanında yer alması gerekmektedir.