Yağmur rahmettir, berekettir. Bu sene son 10 yıldır yağmayan yağmurlar yağdı. Yağmuru oldubitti çok severim. Yağmurda şemsiye kullanmayanlardanım. Yağmuru seyretmekten de ayrı bir huzur duyarım. Bu sene bereketli yağmurlar barajlardaki doluluk oranını son yılların en üst seviyelerine çıkarttı.
Yağmur güzel yağdı, bereketli yağdı lakin bazı bölgelerdeki sel felaketi haberleri de bizleri derinden etkiledi. Bu haberler aslında birer doğa felaketi gibi görünse de olayın iç tarafı hiç de öyle değil. Yıllardır “deprem öldürmez, malzemeyi çalan müteahhit öldürür, kurallara uyulmayan ihmal öldürür” diyoruz. Şimdi de diyorum ki; yağmur yağınca mutlaka bir yerlerde sel olacak. Tabii ki ilk zarar görecek olan yerler dere yatağına yapılan evler, parklar, bahçeler ve iş alanları gibi yaşam alanlarımız oluyor.
Bizler hâlâ dere yatağına inşaat yapıyoruz ve bu evler devletin belli kurumlarından onay alıp ruhsatlandırılıyor. Sonra da yağmur yağınca “doğal afet” diyoruz. Oysa doğa kendi düzenini sürdürüyor, biz ise o düzenin akışını bozuyoruz. Su, yıllarca yolunu unutmuyor. Gün geliyor, en kuvvetli yağmurda kendi yatağını yeniden buluyor. Çünkü doğanın hafızası var.
Bugün yaşanan birçok sel felaketinin temelinde yanlış şehirleşme, plansız yapılaşma ve kısa vadeli çıkarlar yatıyor. Betonla kapattığımız her toprak parçası, yok ettiğimiz her dere yatağı aslında gelecekte yaşayacağımız felaketlerin habercisi oluyor. Sonra da ekran başında üzülüyor, kayıplarımızın ardından “neden böyle oldu” diye soruyoruz.
Oysa cevap çok açık. Doğaya rağmen değil, doğayla birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Şehirleri planlarken sadece bugünü değil, yıllar sonrasını da düşünmeliyiz. Yağmuru suçlamak yerine ihmallerimizi sorgulamalıyız. Çünkü yağmur suçlu değil; suyun akacağı yolu kapatan anlayış suçlu.
Ben yine de yağmuru sevmekten vazgeçmeyeceğim. Yağmurun sesi insana huzur verir, toprağa düşen ilk damlanın kokusu insana hayatı hatırlatır. Yağmur hayatın kendisidir. Önemli olan, onunla kavga etmek değil; onunla uyum içinde yaşamayı bilmektir.