Geçtiğimiz günlerde işyerinde birlikte çalıştığım arkadaşım Kübra, dedesinin vefat haberini mesai sırasında aldı. O an yüzünde beliren çaresizlik, ne yapacağını bilememe hali ve bir anda geçmişe dair anılar. Tarif etmesi gerçekten zor bir duygu. Bir insanın, sevdiği birini kaybettiğini öğrendiği o ilk an; zamanın durduğu, kelimelerin yetersiz kaldığı anlardandır. Bu vesileyle Kübra’ya ve ailesine bir kez daha sabır ve başsağlığı diliyorum.
Bu olay ister istemez bana kendi kayıplarımı hatırlattı. İnsan böyle anlarda, daha önce uğurladığı tüm sevdiklerini bir bir hatırlıyor. Sanki hafızanın derinliklerinde saklanan anılar, bir anda gün yüzüne çıkıyor. Belki bir ses, belki bir gülüş, belki de birlikte geçirilen sıradan bir gün… Hepsi bir anda kıymetleniyor. Bu yüzden biliyorum ki; her ölüm zamansızdır. Çünkü insan hiçbir zaman hazır hissetmez. Ne kadar yaşanmışlık olursa olsun, vedalar hep eksik kalır.
Hayatın akışı içinde çoğu zaman bu gerçeği unutuyoruz. Günlük telaşlar, geçim derdi, hedefler, hırslar derken sanki hiç bitmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Oysa hayat, bize ait olmayan bir süreyi emanet olarak sunuyor. Ne zaman, nerede sona ereceğini bilmediğimiz bir yolculuğun içindeyiz. Ve çoğu zaman bu yolculukta, kırdığımız kalpleri, ertelediğimiz sözleri, söyleyemediğimiz duyguları geride bırakıyoruz.
Günlük hayatın koşuşturması içinde bazen en çok ihmal ettiğimiz şey, insani bağlarımız oluyor. Birini aramayı erteliyoruz, bir gönül almayı sonraya bırakıyoruz, “nasıl olsa zaman var” diyerek duygularımızı dile getirmiyoruz. Oysa zaman dediğimiz şey, sandığımız kadar geniş değil. Bazen bir telefon, bazen kısa bir ziyaret, bazen de içten bir “nasılsın” bile çok şey değiştirebilir. Ama biz çoğu zaman bunun farkına, iş işten geçtikten sonra varıyoruz.
Sonunda hepimiz bu dünyadan geçip gideceğiz. Ve ayeti kerimede olduğu gibi ‘Her nefis ölümü tadacaktır.’ Geriye ne makam kalacak ne de sahip olduklarımız. İnsan, en çok nasıl hatırlandığıyla yaşayacak. Ardından edilen bir dua, güzel bir söz, içten bir hatırlayış… İnsanoğlunun bu dünyadaki en gerçek mirası bunlar. Bu yüzden kırmadan, incitmeden, kimsenin kalbinde ağır bir iz bırakmadan yaşamak büyük bir değer taşıyor.
Sevdiklerimizin kıymetini, onlar yanımızdayken bilmek. Çünkü bazı vedalar gerçekten zamansız geliyor. Ve o vedaların ardından geriye çoğu zaman suskunluk, biraz pişmanlık ve çokça özlem kalıyor. “Keşke daha fazla vakit ayırsaydım”, “keşke son konuşmamız öyle olmasaydı” gibi cümleler, insanın içinde uzun süre yankılanıyor.
Bu yüzden bugün hâlâ bir şeyleri değiştirmek mümkünken; birini aramak, bir gönül almak, bir hatayı telafi etmek, sevgimizi açıkça ifade etmek belki de sandığımızdan çok daha önemli. Hayatın anlamı belki de tam olarak burada. Az kırarak, çok severek, mümkün olduğunca iz bırakmadan değil, güzel izler bırakarak yaşamak.
Çünkü günün sonunda, herkesin hikâyesi bir yerde tamamlanıyor. Mühim olan, o hikâyenin nasıl hatırlanacağı.