Bugün İslam ülkelerinin toplam nüfusu 1 milyar 800 milyondur. Bu kadar nüfus çoğunluğunun yaşadığı İslam ülkeleri ne yazık ki kendi aralarında birlik ve beraberliği sağlayıp da bir güç oluşumu sağlayamıyorlar. Cumhurbaşkanımız Erdoğan bu konuda dağınıklığı gidermek için sık sık çağrılarda bulunuyor. Bu çağrıya ama uyarlar, ama uymazlar; bu kendilerinin bileceği bir iş. Bilhassa son yıllarda Ortadoğu’da meydana gelen çatışmalı ve kanlı olaylar bütün bölge ülkelerinin akıllarını başlarına getirmesi gerekir.
Gazze’ye, Suriye’ye, İran’a ve Lübnan’a saldıran terör örgütü İsrail’e karşı her nedense Arap ülkeleri sessiz ve hareketsiz kalmayı tercih ediyorlar. Yaşanan bu saldırı ve savaş trajedisinde samimiyet içinde en çok gayret gösteren İslam ülkeleri arasında sadece bizim ülkemiz Türkiye olmuştur.
İsrail’in baskı ve saldırıları karşısında tüm Arap ülkeleri Türkiye gibi dik dursa, etkili hareket etse hiçbir zaman saldırganlıkta bulunamazdı. Özellikle Arap ülkelerinin nüfusu İsrail’in nüfusundan kat ve kat fazla olmasına rağmen Arap ülkelerinin ortasında devletini kurmuş
Arap yarımadasında Yemeni 1836 yılında İngilizler’in işgal edip askeri hakimiyet kurdukları sırada o tarih de Arap ülkeleri yine duyarsız kalıp tepki göstermemişlerdi. Şunu açıkça ifade etmek gerekirse Arap ülkelerinin bazıları çeşitli kabile ve şeyhlerinin etkisi altında kalmalarını gösterebiliriz. Nitekim devlet olma esasının bölük pörçük kabile topluluklarına dayandığını söylersek doğruyu söylemiş oluruz. Tarihin her döneminde Arap ülkelerinin kendilerini koruyacak düzenli ve inançlı bir orduları olmadığı gibi, tutarlı bir politikaları da olmamıştır. Tarihte Osmanlıya en çok zarar veren Hicaz-Yemen cephesi olarak da bilinen savaşa Osmanlı devleti kutsal İslam şehirlerini korumak için Asker göndermiştir.
Osmanlı devleti İngilizlere karşı 1914 tarihine kadar askeri gücüyle mücadele etmiştir.
Suudi Arabistan’da bulunan Kabe’yi korumak için 1781 yılında Osmanlı devleti tarafından Ecyad kalesi yaptırılmıştır. Fakat bugüne gelindiğinde Osmanlı eserlerine karşı olan kompleksinden ileri gelen vahabi zihniyeti bu tarihi eseri yıktırarak yerine otel yaptırmıştır.
Arap bölgesinde İngilizlerin gücünü kırmak için Sultan II. Abdülhamid Hanın emriyle İstanbul’u Mekke. Medine ve Yemen’e bağlayacak olan bir Demiryolu projesi hazırlanmıştır. Bu Projenin maliyet bedeli 4 milyon lira idi. Böyle bir meblağı ödemek maliyeyi sıkıntıya sokacağından II. Abdülhamid Hanın öncülük ettiği bu sorun demiryolu bağışı adı altında düzenlenen kampanya ile çözülmüştür. Uzunluğu 1750 km. olan demiryolunun yapımına 1901 tarihinde resmi bir törenle başlandı. 1 Eylül1908 tarihinde bitirilerek kullanıma Sultan II. Abdülhamid tarafından açıldı.
Hicaz Demiryolunun yapım amacı askeri, siyasi ve dini amaçlara dayanmaktaydı.1967 yılında başlayan Arap İsrail savaşı yüzünden Ürdün ve Suriye kısmı faaliyetine devam ederken Suudi Arabistan topraklarında kalan kısmı ise Osmanlı kompleksi yüzünden atıl duruma terk edilerek İstasyonları da metruk hale getirilmiştir. Hacca gidip gelenler Osmanlı eseri olan bu yapıları perişan halde görünce üzüntülerine neden olduğunu defalarca ifade etmişlerdir…
Bir ülke düşünün ki şayet başarılı bir noktaya gelmiş ise bu şüphesiz ki sahip olduğu güçlü ve ilkeli durumu sayesinde olmuştur. Şu bir gerçek ki Arap ülkelerinde halkın tercihiyle iş başına gelmiş güçlü ve tutarlı bir lideri olmamıştır. Tarih boyunca Arap ülkeleri her zaman batılı Hristiyan ülkelerinin etkisi altında kalmış ve yönlendirmeyi de bizzat onlar yapmıştır.
Yazımın başında da ifade ettiğim gibi şayet Arap ülkeleri dış güçlerin baskısı altında kalmak istemiyorlarsa Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın dediği gibi şayet birlik ve beraberlik içinde hareket ederek bir güç oluşturmalarının çabası içine girmeleri gerekmektedir…