Günümüzde herkes reklam peşinde ama işin aslına baktığınızda reklam para kazanma olarak görüldüğü için ön plana çıkabiliyor ancak gerçekte nam yapan hem maddi hem de manevi olarak karlı.
Bazen sokakta gördüğünüz bir yazı sizi bambaşka düşüncelere sürükleyebilir.
Aslında Dünya’da sloganlarla yürür.
Biz Türklerde veciz sözler önemlidir.
Bir konuyu bir sözle anlatıp, yanı sıra da ibret alabiliriz.
Bir çay ocağında “Kapitalizm reklam yapar, biz iyi çay yapıp nam eyleriz” yazısını okudum.
Yani ne kadar iyi reklam yaparsanız yapın, bir süreliğine para kazanırsınız ancak ürününüz iyi değilse yani namınız iyi değilse başarısızsınızdır.
Bunu biz kendi mesleğimizde de görüyoruz.
Nam yapanlar, reklam yapanlar…
Bazen sadece reklam olsun diye toplantılarda soru soran meslektaşlarımızı görebiliyoruz.
Ancak karşılığı ne?
Bir işin doğru dürüst gitmesi ve kalıcı olması için reklamın hiçbir şey olduğunu düşünüyorum.
Elbette bir ticarethanenin iyi bir ürününü tanıtmak için reklam yapması şarttır.
Bunu demiyorum, iyi bir ürün zaten nam yapmıştır.
Nam yapan bir ürünün tanıtılması içinde reklam şarttır.
Bu nedenle her şeyden önce yaptığınız işin içini doldurmalısınız.
Bu konuyla ilgili nam yapmalısınız. Ve sonrasında tanıtımlarını gerçekleştirmek ve yerelde güçlenmişken genele de kendini tanıtmak için reklam şart…
Yerelde güçlü olan her şey genelde de güçlüdür.
Bir yerel gazetenin gücünü asla ve asla bir ulusal gazete yakalayamaz.
İşinizi iyi yapın ve ardından nam yapın…
Çözüm ve başarı buradadır.
TOPLUM NEYİ ATLIYOR!
Son dönemlerde farkındamısınız bilmiyorum, toplumda anlam verilemez davranışlar gözlemlenebiliyor.
Yolda yürüyen insanların tuhaf hareketlerinden, gençlerin hayata bakış açısına kadar bir çok sorun son 5 yılda ortaya çıkmaya başladı. Geçen hafta bir kurban bayramı yaşadık. Bayramın eski bayramlar gibi olmadığını hepimiz söylüyoruz.
Bayram aslında bizim içimizde yaşadığımız bir şeydir. Ancak bayramda ne olduda, bir dönemler içimizde yaşadıklarımızı şimdilerde yaşayamaz olduk. Yıllar önce Talas’ta yaşanan çocuk olayı nedeniyle ülke genelinde çocuklar eskisi gibi şeker toplamaya gidemez oldu. Hala kaygı var.
Başta çocukların sevinemediği rahatça yaşayamadığı bir bayramdan biz ne bekliyoruz ki…
Eskiden bayram gelirken anne veya babamız bir ayakkabı alırdı. Sevinçten dört köşe olurduk. Şimdi her gün ayakkabı alınıyor, sevinen yok, üzülenler çok…
Artık toplum olarak sevinmek veya mutlu olmak için değil, üzülmek için neden arıyoruz.
Bize ne oldu?
KALIN SAĞLICAKLA…