Son üç haftada ülkemizde bine yakın insanımız gıda zehirlenmesi teşhisiyle hastanelik oldu. Bazı insanlarımız ise hayatını kaybetti. Bir den bire ortaya çıkan gıda kaosu herkesimi olumsuz etkiledi. Çözüm yine aynı…
İlk olarak üç hafta kadar önce yurt dışından gelen ailenin hayatını kaybetmesiyle gündeme oturan gıda zehirlenmesi, gün güne artan bir şekilde devam ediyor. 4 kişilik ailenin gıda zehirlenmesinden hayatlarını kaybettiği konuşulurken, ülkemizde bir den bire gıda zehirlenmelerinin arttığını görmeye veya duymaya başladık.
Ailenin böcek ilacından zehirlendiği ortaya çıktı.
Ancak Türkiye’nin gündemine oturan gıda zehirlenmeleri hızlı bir şekilde devam etti.
Ülke genelinde denetimlerin artırılmasıyla göndük ki, sorunun ana nedeni; Ahlaki…
Bazı fırınların rezalet görüntülerini, bazı işletmelerin profesyonelce dolandırıcılık yaparak günü geçmiş gıdaların son tüketim tarihini değiştirerek piyasaya sürdüğünü hep birlikte izledik, takip ettik, gördük.
Gıda deyince akla insan geliyor.
İnsan o kadar kıymetlidir, değeri maddiyatla ölçülemez…
Ama gördük ki, ülkemizde gıda sektöründe çalışanların bir kısmı,( hepsini kaydetmem asla), ciddi derecede ahlaki çöküş yaşıyor.
Her şeyi para üzerine kuran bu sansarlar maalesef bir şekilde toplumda ve hatta en ön sırada yer alan isimler oluyor.
İşyeri kapatılıyor, başka bir isimle yeniden açılıyor.
Kayseri’de bile böyle onlarca firma var.
Belki de 10’nuncu kez isim değişikliği yapmış ve hala insanlara ürün satmaya devam ediyor.
Bu kişiler aynı kişiler, bazı usülsüzlükler nedeniyle kapatma cezası alınca yeni bir firma ile bir başka isim ile aynı işletmeyi yeniden açabiliyorlar. Firmanın başında yine aynı isimler, yine aynı kişiler ama onuncu kez değişen isim bunlara bir çıkış yolu üretiyor.
Burada sorun şu: eğer bir firma usülsüz işler yapıyorsa, kapatılıyorsa firma sahibi niye ortada geziyor. Başka isimle başka kişilerin üzerinden yeniden firma nasıl açabiliyor.
Yani çok şey yapmamız lazım.
Milleti zehirleyen, sağlığını hiçe sayan ve haksız para ile kendisi sırçalı köşklerde oturup, son model ciplere binme pahasına adına da esnaf dedirtmeye çalışan ( Esnafla alakası olmayan) bu tiplerle mücadeleyi sadece zabıta veya bakanlık denetimcilerinin eline bırakmamak lazım.
En ağır cezayı almaları için mahkemelere sevk etmek, bilinçli ve taksirli adam öldürme suçundan yargılayıp hüküm giymelerini sağlamak lazım.
Toplumda namusuyla gıda satıp evinin iaşesini temin etmeye çalışan bir seyyar ile bile mücadele ederken, bu sansarlarla neden mücadele edemiyoruz anlamak mümkün değil.
Bakın! iki üç yıldır ülkemizde fahiş fiyattan bahsediyoruz, bakanlık yetkilileri her gün ve her an denetimler yapıyor.
İfşa mekanizmasını devreye soktuk, hemen ardından bu kez taklit ve tağşiş çıkmaya başladı.
Bununla mücadele ederken bu kez de çürümüş, hayvanların bile yiyemeyeceği ürünleri insanlara satanları görmeye başladık.
Bunun önüne geçmeliyiz.
Ne şekilde olacaksa olacak.
Devletimiz büyüktür, bununla mücadele etmesi söz konusu bile olamaz.
İnsanlık dersi almamış kişilere gıda sattırmamalıyız,
özellikle toptancıların ucuz mal diye sattığı ürünlerin hepsinin A’dan Z’ye denetilmesi gerekir.
İzmir’de sadece bir günde 30 ton son kullanılma tarihi geçmiş, emitasyon veya tağşiş yapılmış ürünlere el konuldu.
Bu şahısları da acilen adliyeye sevk etmek ve en ağır cezayı almaları için gerekeni yapma yükümlülüğümüz var.
Osmanlı bu işi nasıl çözdü ise bizde aynısını yaparak çözebiliriz.
Ne demiş atalarımız kötüler iyilikten anlamaz.
Kötüye devletin tokadını vurma zamanı geldi.
Haydi hayırlısı…