Hayatın her alanında hemen her yıl karşımıza çıkan yeni bir düzenleme, yenilenen bir yönetmelik veya baştan yazılan bir prosedür setiyle uyanıyoruz. Eğitimden kamu yönetimine, çalışma hayatından gündelik toplumsal süreçlere kadar geniş bir yelpazede "iyileştirme", "güncelleme" ya da "reform" adı altında atılan adımlara şahit oluyoruz. İlk bakışta sistemleri çağa uydurma gayreti gibi görünen bu süreç, bir süre sonra şu temel soruyu akıllara getiriyor: Her yıl üst üste bindirilen ve sürekli değişen bu yeni kurallar gerçekten düzeni ve niteliği mi artırıyor, yoksa işleri daha da karmaşık hale getirip bir kural karmaşası mı yaratıyor?
İyi niyetle yola çıkılan pek çok düzenlemenin temel amacı şüphesiz aksayan yönleri tamir etmek, verimliliği sağlamak ve aksaklıkların önüne geçmektir. Ancak bir sistemde değişim ve kural üretimi bir alışkanlık, hatta bir refleks haline geldiğinde, amaçlanan "iyileştirme" ne yazık ki yerini derin bir "adaptasyon yorgunluğuna" bırakır. Bir öğrenci, bir çalışan ya da sade bir vatandaş; tam mevcut sisteme, usule ve şartlara uyum sağlamışken, henüz o uygulamanın uzun vadeli sonuçları dahi ölçülemeden her şeyin sil baştan değişmesi, her şeyden önce öngörülebilirliği zedeler.
Öngörülebilirliğin olmadığı yerde ise güven ve istikrar zemin kaybetmeye başlar. İnsan zihni ve toplumsal yapı, sürekli müdahale edilen belirsiz süreçlerden ziyade netlik, basitlik ve süreklilik arar. Bir yapıyı güçlü ve işler kılan şey, karşılaşılan her küçük pürüz için onlarca yeni kural icat etmek değildir. Aksine, var olan esasları yalın, anlaşılır, kapsayıcı ve uygulanabilir kılabilmektir. Kural sayısı arttıkça ve değişim hızı ivme kazandıkça, o kuralları takip etmek ve uyum sağlamak dahi başlı başına büyük bir bürokratik yüke ve zaman kaybına dönüşür.
Sürekli değişen şartlar ve eklenen şartnameler, insanlarda zamanla "nasıl olsa seneye yine değişecek" düşüncesini doğurur. Bu düşünce ise kurallara olan saygıyı ve aidiyet hissini zayıflatır. Oysa gerçek bir iyileştirme ve gelişme; sürekli yeni engeller, istisnalar ve şartlar eklemekle değil; süreçleri sadeleştirmek, uygulayıcıların ve muhatapların önünü görmesini sağlamak ve dikiş tutan bir istikrar zemini yaratmakla mümkündür.