Nusaybin’de yaşanan bayrak olayıyla ilgili düşündükçe içimde büyüyen duygu öfke değil, hayal kırıklığı oluyor. Çünkü insan ister istemez şunu sorguluyor: Biz bu şehirler bu ülkede kalsın diye yıllarca uğraşlar verdik. Sadece sözle değil; canla, emekle, sabırla. Ama gelinen noktada bazı insanların hâlâ kendilerini Türk bayrağı altında olmak istemiyor gibi hissettirmesi, insana “demek ki bir yerde çok büyük bir şey eksik kalmış” dedirtiyor.

Nusaybin denildiğinde benim aklıma sadece bir ilçe gelmiyor. Mücadele geliyor, güvenlik geliyor, yoksulluk geliyor. Devletin de, vatandaşın da bedel ödediği bir yer burası. Oraya giden asker sadece görev yapmadı; korktu, bekledi, çatıştı. Oraya giden öğretmen sadece ders anlatmadı; yalnız kaldı, tehdit hissetti, sabır gösterdi. “Burası sahipsiz değil” denildi yıllarca. Şimdi bu görüntülerle karşılaşınca insanın içi acıyor.

Bayrak meselesi aslında tek başına bir olay değil. Bu, yıllardır biriken bir duygunun dışa vurumu. Eğer bir insan, yaşadığı ülkenin bayrağını sahiplenmiyorsa, bu durum sadece saygısızlıkla açıklanamaz. Burada daha derin bir kopukluk var. Aidiyet eksikliği var.

Bu ülkede Türk-Kürt sorunları hep vardı. Bunu inkâr etmenin kimseye faydası olmadı. Ama yıllardır aynı kısır döngünün içinde debeleniyoruz. Ya her şeyi bastırmaya çalıştık ya da her şeye sessiz kaldık. İkisi de çözüm olmadı. Sonuçta gelinen yerde, hâlâ “biz” ve “onlar” ayrımı diri duruyor.

Beni en çok yaralayan nokta şu: Bu ülke sadece bir kesimin fedakârlığıyla ayakta kalmadı. Ama fedakârlık yapanların, verdikleri mücadelenin boşa gittiğini hisseder hale gelmesi çok ağır bir duygu. İnsan “biz ne için uğraştık?” diye sormadan edemiyor. Bu soru sorulmaya başlandığında, sorun artık sadece bir bayrak sorunu olmaktan çıkıyor.

Belki de asıl sorun şu: Biz birlikte yaşamanın sadece güvenlik boyutuna odaklandık, duygusal ve zihinsel boyutunu ihmal ettik. Oysa bir ülke sadece sınırlarıyla korunmaz. İnsanların kendini ait hissetmesiyle korunur.

Bayrak yere düşmüş olabilir. Ama asıl tehlikeli olan, o bayrağın bazı insanların kalbinde hiç yükselmemiş olması. İnsan en çok buna üzülüyor.