Son günlerde Hatay’dan yükselen bir iddia var: Üniversite hastanesinde “VIP hemşire” uygulaması. Sosyal medyada paylaşılan ve sendika temsilcilerinin gündeme taşıdığı açıklamalara göre bazı hemşirelerin “VIP servis” adıyla belirlenen birimlerde görevlendirildiği ve bunun kamu hastanesinde eşitsizlik yarattığı öne sürülüyor.
Konu sadece bir etiket değildir… Çünkü söz konusu hastane Üniversite Araştırma Hastanesi resmi internet sayfasında bazı birimlerini “VİP 1, VİP 2, VİP 3 Servisi” olarak listelemiş durumda. Bu durum teknik bir adlandırma mı, yoksa ayrıcalıklı hizmetin kapısını mı aralıyor sorusunu beraberinde getiriyor.
Devlet hastaneleri özel şirket değildir. Kar amacı güden işletme hiç değildir. O kapıdan girenin en büyük güvencesi, cebindeki para değil; o binanın kamuya ait olmasıdır. Eğer hastalar arasında görünmez bir “sınıf ayrımı” oluşturuluyorsa, bunun adı yenilik ya da hizmet kalitesi değil, sorunun kendisidir.
Bir devlet hastanesinde “VIP” kavramı kulağımıza neden bu kadar ters geliyor? Çünkü sağlık, parayla ölçülen bir hizmet olmamalı. Çünkü hastane, kapısından girenin kim olduğuna göre değişmemeli. Çünkü hasta dediğimiz kavram, statü üzerinden değil, ihtiyaç üzerinden tanımlanır.
Sendika temsilcileri, yapılan bu uygulamanın mevzuata aykırı olduğunu ve hemşirelerin görev tanımı dışında işlere yönlendirildiğini iddia ediyor. Bazı haberlerde, uygulamayı kabul etmeyen hemşirelerin görev yerlerinin değiştirildiğine dair paylaşımlar da yer aldı; ancak bu iddialar hakkında kamuya açık bağımsız soruşturma sonucuna dayanan net bir belge bulunmuyor.
Benim derdim, iddianın doğruluğundan önce, bu iddianın var olmak zorunda kalmasıdır. Çünkü bir ülkenin sağlık sistemi, “algı” dan bile daha hassas bir zemindir. Hastane güven duygusunun bittiği yerdir. Bir anne, çocuğunun ateşiyle nöbet tutarken; bir evlat, babasının ameliyatını beklerken “Acaba biz VIP değil miyiz?” kaygısını yaşamamalıdır.
Bu hikâyede en zor rolde yine sağlık çalışanları var. Onlar pandemi döneminde alkışladığımız; yorulduklarında görmezden geldiğimiz; güçleri tükendiğinde sessiz kaldığımız insanlar… Onların eğitimini, emeğini, sabrını; hangi hastaya verileceğine göre sınıflandıramayız. Çünkü sağlık personeli şefkat işçisidir; kişiye göre değil ihtiyaca göre hizmet eder.
Şunu unutmayalım:
Bir ülkede herkesin eşit hissetmesi gereken üç alan vardır:
Adliye - okul - hastane.
Ve en önemlisi: Gerçek devlet, en güçsüz hissettiğimiz anda yanımızda durduğunu göstermelidir.