Son günlerde Urfa ve Maraş’tan gelen haberler insanın içini gerçekten burkuyor. Artık mesele sadece okul içindeki tartışmalar ya da kavgalar değil; işin içine tehlikenin boyutunu büyüten unsurların girdiğini görmek, herkesi daha derinden sarsıyor.
İnsanın aklına ilk gelen şey şu oluyor: “Çocuğum, kardeşim gerçekten güvende mi?” Bu soru eskiden bu kadar ağır değildi. Okul, dışarıya göre daha güvenli bir alandı. Şimdi o güven duygusunda ciddi zedelenme var.
En dikkat çeken şeylerden biri, gençler arasında yükselen gerginlik hali. Sanki sabır daha çabuk tükeniyor, öfke daha hızlı büyüyor. Küçük bir tartışma bile kısa sürede kontrolden çıkabilecek bir noktaya gelebiliyor Bunun arkasında ne var diye bakınca, akla ister istemez başka bir soru geliyor: Gençlerimiz bu eğilimi nasıl bu kadar kolay normalleştirebiliyor? İzledikleri filmler, diziler, sosyal medyada karşılarına çıkan görüntüler ya da gündelik hayatta şahit oldukları gerçek olaylar… Hepsi bir araya gelip şiddeti sıradanlaştırıyor olabilir mi?
Bir de işin “erişim” tarafı var ki, orası ayrı bir endişe kaynağı. Bu yaşta gençlerin bu kadar tehlikeli sonuçlara yol açabilecek araçlara ulaşabilmesi, sadece eğitim değil, doğrudan bir güvenlik meselesi.
Tabii çözüm diye ilk akla gelen şeyler belli: Daha fazla denetim, daha sıkı kontroller, okul girişlerinde önlemler… Bunlar elbette gerekli. Ama insanın içinden şu da geçiyor: Eğer bir okulun kapısında bu kadar yoğun güvenlik konuşuluyorsa, mesele çok daha derinde demektir.
İnsanların içinin burkulmasının sebebi de bu zaten. Çünkü o görüntüler sadece bir olayı değil, daha büyük bir kırılmayı gösteriyor. Herkes ister istemez kendi çocuğunu, kardeşini koyuyor o sahnelerin yerine.
Urfa ve Maraş’ta yaşananlar, ülkece hafızamızda iz bırakan, kolay kolay unutulmayacak türden olaylar. Bu vesileyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı; yaralananlara da acil şifalar dilerim.