Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında yaşanan bir tartışma, saatler içinde her yere yayıldı. Kısa bir kesit sosyal medyada dolaştı, cümleler parçalandı, mimikler büyütüldü. Kimisi öfkelendi, kimisi dalga geçti, kimisi “artık bu kadar da olmaz” dedi. Ama herkes bir şekilde durup izledi.

Aslında izlediğimiz şey sadece bir tartışma değildi. Asıl izlenen bizdik.

O program ertesi gün reytinglerde zirve yaptı. Sosyal medyada trend oldu. Haber siteleri “olay olan an” başlığıyla aynı görüntüyü defalarca servis etti. Programdan çok, tepkiler konuşuldu. Kim ne yazdı, kim kime cevap verdi, kim sessiz kaldı… İçerik büyüdü, ama içerikten çok izleyici hareketlendi.

İşte tam burada devreye “izleyici emtiyası” dediğimiz şey giriyor.

Eskiden medya bir şey üretir, biz izlerdik. Şimdi durum tersine dönmüş durumda. Medya için asıl değerli olan şey programın kendisi değil; bizim ona verdiğimiz tepki. Yani izlerken harcadığımız zaman, bıraktığımız yorum, bastığımız beğeni, hatta sinirlenip yazdığımız eleştiri.

Çünkü hepsi ölçülüyor. Kaç saniye baktık, nerede durduk, hangi anda paylaşma ihtiyacı hissettik… Bunların hepsi veri. Ve bu veriler satılıyor. Reklama dönüşüyor. Daha çok içerik üretmek için kullanılıyor. Yani biz, farkında olmadan bu sistemin hammaddesi oluyoruz.

O yüzden bugün “bu program neden bu kadar konuşuluyor?” sorusu biraz yanlış. Asıl soru şu olmalı: Biz neden bu kadar konuşturuluyoruz?

Dikkat, bu çağın en kıymetli şeyi. Para değil, zaman değil; dikkat. Ve medya, dikkatimizi çekmek için artık sınır tanımıyor. Tartışma büyütülüyor, kavga köpürtülüyor, cümleler bilinçli olarak provoke ediliyor. Çünkü sakinlik satmıyor. Normal olan izlenmiyor. Tepki yoksa değer yok.

Artık sadece izleyici değiliz. İçeriğin bir parçasıyız. Hatta çoğu zaman içeriğin kendisiyiz. Program bitiyor ama tartışma bitmiyor; çünkü asıl hedef ekranda olan değil, ekran başında olan.

Belki de bu yüzden bu kadar yorgunuz. Çünkü farkında olmadan sürekli çalışıyoruz. Düşünerek, sinirlenerek, yorum yaparak… Üstelik bunun karşılığında hiçbir şey almadan.

İzleyici emtiyası çağında özgürlük, her şeye ulaşmak değil; her şeye tepki vermek zorunda olmadığını fark etmekle başlıyor.