Bizim kuşak genellikle "yeni nesil" diye adlandırılsa da, aslında hepimizin aradığı şey aynı: Huzurlu bir çalışma ortamı ve karşılıklı saygı.

Şimdilerde adına "kurumsallık" denilen devasa bir labirentin içindeyiz. Kimimiz büyük ofislerde, kimimiz şantiyelerde, kimimiz ise dükkan tezgahının arkasında bu labirentin yolunu bulmaya çalışıyoruz. Ancak bu karmaşanın içinde bazen en temel kuralı unutuyoruz: Biz bir ekibiz.

İş hayatı, şahsi meselelerin veya egoların yarıştığı bir meydan değil, ortak bir hedefe kürek çekilen bir gemidir. Kayseri esnafının o meşhur "ortaklık" kültürü aslında bize en büyük dersi veriyor: Bir dükkanda çırak hata yaparsa usta düzeltir, komşu esnafın siftahı yoksa müşteri oraya yönlendirilir. İşte gerçek kurumsallık budur; birbirinin ayağına çelme takmak değil, birbirinin eksiğini kapatmaktır.

Çalıştığımız yerlerde birbirimizi sadece "rakip" veya "alt-üst" olarak değil, birer iş arkadaşı olarak görmeye ihtiyacımız var. Şahsi hırslar işin içine girdiğinde, o kurumsal yapı bir labirente dönüşüyor ve herkes kendi çıkış yolunu ararken aslında hep beraber kayboluyoruz. Oysa bir ekip olabilmek; "benim işim" değil, "bizim işimiz" diyebilmektir.

Genç yaşımda gördüğüm şudur: Eğer bir kurumda herkes birbirini ekibin kıymetli bir parçası olarak görürse, o labirentin çıkış kapısı kendiliğinden açılıyor. Dedelerimizin çarşıda kurduğu o samimi "esnaf dayanışmasını", bugün modern ofislerimize ve iş yerlerimize taşımak zorundayız. Çünkü biliyoruz ki; beraber yürürsek yol alırız, birbirimizi iterek sadece yerimizde sayarız.

İş hayatı bir er meydanıdır ama bu meydan birbirimizi devirmek için değil, işin hakkını vermek içindir. Şahsi meseleleri profesyonelliğin önüne koymak, hırsın esiri olup ekip arkadaşının ayağına çelme takmak; ne Kayseri’nin kadim esnaf ahlakına sığar ne de emekliliğinde huzur arayan bir insanın vicdanına. Hırsla kalkıp zararla oturanın faturasını sadece kişi değil, o gemideki herkes öder.

Yarın emekli olup geriye baktığımızda, hatırlayacağımız şey kazandığımız küçük egolar veya birilerini geride bırakmanın sahte zaferi olmayacak. Geriye sadece dürüstçe, kimsenin hakkına girmeden ve o labirentin içinde karakterimizi kaybetmeden yaptığımız işler kalacak.