Saygı, çoğu zaman yalnızca başkalarına gösterilmesi gereken bir davranış gibi düşünülür. Oysa saygının ilk adresi insanın kendisidir. Kendi emeğini, sözünü, sınırlarını ve haklarını önemsemeyen birinin, başkalarından bunlara özen göstermesini beklemesi de giderek zorlaşır.

“Saygı” kelimesi, Türkçedeki “saymak” fiilinden türemiştir. Saymak yalnızca rakamları sıralamak değildir; birini dikkate almak, ona değer vermek ve varlığını hesaba katmak anlamına da gelir. Bu nedenle saygı, karşımızdaki insanı görmezden gelmemek kadar kendimizi de yok saymamaktır.

İnsan hata yaptığında özür dilemelidir. Samimi bir özür, kişiyi küçültmez; aksine sorumluluk sahibi olduğunu gösterir. Ancak yapmadığımız bir hata için, sırf ortam gerilmesin veya konu uzamasın diye özür dilemek başka bir meseledir. Sürekli üzerimize ait olmayan sorumlulukları kabul etmek, zamanla çevremizde yanlış bir algı oluşturabilir.

Bir süre sonra sessizliğimiz kabul, nezaketimiz zayıflık, özrümüz ise suçun itirafı gibi görülmeye başlanabilir.

İyi niyetli olmak, her suçlamayı kabul etmek değildir. Tartışmadan uzak durmak da insanın kendisini savunamayacağı anlamına gelmez. Buna rağmen bazı kişiler, karşısındakinin anlayışını kullanarak yaşananları farklı göstermeye, sorumluluğu onun üzerine bırakmaya çalışabilir. Manipülasyon tam da bu noktada başlar.

Manipüle edilen kişi, zamanla kendi hafızasından ve haklılığından şüphe eder. “Acaba gerçekten hata bende mi?” sorusu giderek daha sık aklına gelir. Oysa her olayda ilk olarak kendimizi suçlamak, başkalarının yükünü de taşımaya razı olmak demektir. Böyle durumlarda özür, nezaket olmaktan çıkar ve istemeden verilmiş bir teslimiyet hâline gelir.

Kendine saygı duymak, her zaman haklı olduğunu düşünmek değildir. Gerektiğinde hatayı kabul etmek; gerektiğinde de “Bu benim sorumluluğum değil” diyebilmektir.

Bu anlayışa en çok ihtiyaç duyulan yerlerden biri de iş hayatıdır. İş yerinde saygı, yalnızca çalışanın yöneticisine göstermesi gereken tek yönlü bir davranış değildir. Makamı, görevi ve unvanı ne olursa olsun herkes birbirinin emeğine, kişiliğine ve sınırlarına özen göstermelidir.

Çünkü sağlıklı bir çalışma ortamı korkuyla değil, karşılıklı saygıyla kurulur. İnsan önce kendisini saymalı; sonra başkalarından da aynı özeni beklemelidir. Aksi hâlde kendimizi yok saydığımız yerde, başkalarının da bizi yok saymasına kapı aralayabiliriz.