Sokakta yürürken herkesin başını gökyüzüne kaldırdığını görseniz... Siz de bakar mısınız?
Muhtemelen evet. Bende bakarım.
İşte bu, uyma davranışının küçük ama anlamlı bir örneği.
Biz sosyal varlıklarız. Doğduğumuz andan itibaren ait olmak, toplumun bir parçası sayılmak için çevremizden öğrendiklerimizi uygulamaya başlarız. Toplum tarafından kabul görmek adına, bazen kendi doğrularımızı bir kenara bırakır, bize öğretilenleri sorgulamadan benimseriz. Çoğu zaman kendi benliğimizi bile kaybederiz. Eskiler derki; biz böyle gördük, bizim zamanımızda böyle değildi ayıptı. Çünkü bize öğretilen doğru ve yanlışlar var; ne zaman gülmeliyiz, neye kızmalıyız, neyi sevmeli, kimden uzak durmalıyız…
Bu soruların cevapları çoğu zaman bize başkaları tarafından sunulur. Ve biz, ait olabilmek için bu yanıtlara uymayı seçeriz.
Ama burada durup düşünmemiz gereken bir yer var:
Uyum sağlamak mı?
Yoksa sorgulamadan boyun eğmek mi?
Psikolojik olarak “uyma davranışı”, bir grubun beklentilerine, kararlarına ya da tutumlarına farkında olarak ya da farkında olmadan katılmak anlamına gelir. Bu davranışı sergilemeyen kişiler ise çoğu zaman dışlanır ya da yalnız bırakılır.
Uyma davranışına karşı duran, yani çoğunluğa uymayan, sorgulayan ya da farklı davrananları bazı etiketlerle sınıflandırıyoruz. Ve bu etiketler çoğu zaman olumsuz çağrışımlar taşır: uyumsuz, başına buyruk, asi, tuhaf, marjinal ve daha niceleri.
Başkaları onları dışladığında biz de çoğu zaman hatta farkında bile olmadan aynı şekilde davranıp, önyargıyla yaklaşıyoruz.
Çünkü yanlış bile olsa çoğunluğa karşı çıkmak, yalnız kalmaktan daha zor gelir.
“Ben kimseye uymuyorum” diyenler olabilir.
Peki, emin misiniz?
Toplu taşımada yaşlılara yer vermek, kütüphanede sessiz olmak, kafede sıraya girmek, patronlarımızın verdiği işleri yapmak, sosyal medyadaki trendlere ayak uydurmak, modayı takip etmek…
Bunların hepsi birer uyma davranışıdır.
Ama burada mesele; her uyma davranışının kötü olduğu değil, neye ve neden uyduğumuzu farkında olarak seçip seçmediğimizdir. Aslında her şeye uymak kötü değil. Önemli olan, neye neden uyduğumuzu bilip bilmediğimiz. Mesela kırmızı ışıkta durmak ya da sıraya girmek bir uyma davranışı ama aynı zamanda saygıdır, düzendir. Bunlar sorun değil. Sorun, sadece herkes öyle yapıyor diye düşünmeden bir şeye uymak, sorgulamamak.
Bir kıyafeti moda diye giymemiz, bir fikri herkes savunuyor diye savunmamız, okulu herkes asıyor diye asmak… İşte bunlar sorgulamadan yapılan uyumlardır. Ne istediğimizi bilmeden, başkalarının beklentilerine göre yaşarsak, zamanla kendimizi kaybedebiliriz.
Yani mesele uyum sağlamak değil, bu uyumu bilinçli bir şekilde mi yapıyoruz, yoksa sadece dışlanmamak için mi? Fark burada.
Topluma uyum sağlamak, sosyal hayatın bir gereğidir ancak önce kendimize sadık kalmayı öğrenmeliyiz.
Çünkü herkesle aynı yönde yürümek, her zaman doğru yolda olduğumuz anlamına gelmez.
Peki siz, kendi doğrularınızı mı yaşıyorsunuz, yoksa başkalarının beklentilerini mi?