Kayseri’ye kar yağdı. Erciyes beyaza büründü, sokaklar sessizleşti, sabahın erken saatlerinde ayak seslerine karışan o tanıdık soğuk kendini hissettirdi. Kış geldiğini artık takvimden değil, nefesimizden anlıyoruz. Camlar buğulanıyor, paltolar dolaptan çıkıyor, şehir ağır ağır beyaza teslim oluyor.
Kayseri kışı serttir; bunu herkes bilir. Ama son yıllarda sert olan sadece hava değil. Mevsimler değişiyor, düzen bozuluyor, alıştığımız takvim şaşıyor. Bir bakıyoruz Aralık ortasında bahar gibi günler, bir bakıyoruz aniden bastıran kar ve ayaz. İklim, eskisi gibi sabit değil; tıpkı hayat gibi.
Eskiden kış, hazırlık demekti. Kömür alınır, odun istiflenir, soba başında uzun akşamlar yaşanırdı. Kar yağınca çocuklar sevinir, büyükler temkinli olurdu. Bugün ise kış daha çok endişe çağrıştırıyor. Doğalgaz faturası, elektrik gideri, ulaşım aksaklıkları… Kar romantik ama pahalı artık.
Kayseri sokaklarında karla birlikte bir yavaşlama olur. Trafik ağırlaşır, insanlar aceleyi bırakır. Ama bu yavaşlama huzurdan değil, zorunluluktandır. Bir yandan “kış bereket getirir” denir, diğer yandan kurak geçen aylar hatırlanır. Çünkü kar yağsa bile, iklimin dengesi eskisi gibi değil. Yağış var ama süreklilik yok; soğuk var ama düzen yok.
Erciyes’in eteklerine düşen her kar tanesi turizm için umut, çiftçi için temkin demek. Toprak suya hasret, barajlar doluluğa muhtaç. Kış artık sadece soğuk değil; suyun, tarımın ve geleceğin de meselesi.
Belki de bu yüzden Kayseri’de kar yağınca sadece manzaraya bakmıyoruz. Aynı zamanda düşünüyoruz. Mevsimler neden böyle değişti? Neden her yıl biraz daha alışkanlıklarımızdan kopuyoruz? İklim değişikliği uzak bir kavram değil; pencerenin önünde, çatının üstünde, ayakkabımızın altındaki karda duruyor.
Kayseri’ye kış geldi. Ama bu kış, sadece mont giyme meselesi değil. Bu kış; hazırlıklı olmanın, doğayla yeniden uyum kurmanın ve geleceği ciddiye almanın zamanı. Çünkü kar yağmaya devam edecek, soru şu: Biz bu değişime ne kadar hazırız?