“Menfaat” kelimesini duyduğumuzda çoğumuzun yüzü ekşir. Bu kelime, çoğu insan için içinde biraz kurnazlık, biraz da bencillik barındırır. “Menfaatine göre davranıyor” dediğimizde genellikle olumsuz bir niyet ima ederiz. Oysa hiç düşündük mü, belki de yanlış yerden bakıyoruzdur?
Sözlük anlamına baktığımızda “menfaat” Arapça kökenli bir kelime olup “yarar ve fayda” anlamına gelir. Yani doğasında kötü bir anlam yoktur. Bir şeyin bize faydası dokunuyorsa, o bizim menfaatimizedir. Fakat zamanla bu kelimeyi neredeyse ahlaksızlıkla eş tutar hale geldik. Peki ne oldu da fayda arayışı bir kusur olarak görülmeye başladı?
İnsanın kendisi için iyi olanı araması kadar doğal bir şey yok. Hayatta kalma içgüdümüz bile bir tür menfaat duygusudur. Yemek yeriz çünkü aç kalmak istemeyiz, çalışırız çünkü güvende olmak isteriz, severiz çünkü sevilmek bize iyi hissettirir. Bunların hepsi birer menfaat davranışıdır. Ama kötü müdür? Kendine iyi bakmak, kendi huzurunu korumak neden yanlış olsun? Asıl sorun, menfaati varlığında değil, nasıl yönlendirdiğimizdedir. Menfaat seni geliştiriyorsa, başkalarına da fayda sağlıyorsa bu bir erdemdir. Fakat başkalarının hakkını çiğneyerek, sadece kendi çıkarın için hareket ediyorsan, işte orada çizgi aşılmış olur. Yani mesele menfaati reddetmek değil, onu doğru kullanmayı öğrenmektir.
Kendi menfaatini düşünen insan bencil değildir; çünkü tatmin olmuş, huzurlu bir birey çevresine de iyi gelir. Mutlu insan paylaşır, üretir, destek olur. Kendisini ihmal eden, hep fedakârlıkla tükenen bir insan ise zamanla kırılır, yorgun düşer ve sonunda kimseye faydası kalmaz. O halde şunu sormak gerekmez mi: Mutsuz bir insan, başkalarına ne kadar faydalı olabilir? Toplum olarak menfaatin karanlık tarafına o kadar odaklandık ki, fayda odaklı düşünmenin değerini unuttuk. Belki de artık şu soruları kendimize sormalıyız:
Kendi çıkarım için yaptığım bir şey, başkasına da fayda sağlıyorsa bu hâlâ bencillik midir?
Bir öğretmen, öğrencilerinin başarısıyla gurur duyar. Evet, burada kendi menfaati vardır; iç huzuru, emeğinin karşılığını görmek, tatmin duygusu… Ama aynı zamanda topluma fayda sağlar, geleceğe dokunur. Bir girişimci para kazanmak ister, bu da menfaattir. Fakat aynı zamanda üretim yapar, istihdam yaratır, ekonomiyi canlandırır. Öyleyse menfaat her zaman bencillik değildir; bazen iyiliğin bir biçimidir. Belki de artık şu farkı netleştirmemiz gerekiyor:
Menfaat uğruna değerlerinden vazgeçen çıkarcıdır, ama değerleriyle birlikte fayda yaratan insan vizyon sahibidir. Toplum olarak bu ikisini aynı kefeye koymayı bırakmamızın zamanı geldi.
Menfaat insan doğasının bir parçasıdır; onu yok saymak mümkün değildir. O olmadan ilerleme, gelişme, üretim olmaz. Ancak önemli olan, menfaati sadece “benim için ne iyi olur” diye değil, “bizim için ne iyi olur” diye tanımlayabilmektir. Gerçek erdem de tam burada başlar. Kendine faydalı olmayı bilmeyen bir insan, başkasına da fayda sağlayamaz. Bu yüzden menfaat duygusunu bastırmak yerine onu dönüştürmeyi öğrenmeliyiz. Kendi çıkarlarımızı, çevremize de ışık saçacak hale getirebilirsek, işte o zaman hem birey hem toplum olarak olgunlaşırız.
Gerçekte menfaat, insanın yaşamla kurduğu ilişkinin en dürüst aynasıdır. Her seçimimizde, her kararda, hatta en saf duygularımızda bile onun izleri vardır. Mühim olan, bu duyguyu bastırmak değil, bilgelikle yönetmektir. Çünkü menfaat, yönünü bulduğunda bir insanı bencilliğe değil, sorumluluğa götürür. Faydayı sadece kendine değil, çevresine de yayabilen insan; menfaatini araç, iyiliğini amaç haline getirmiş demektir. İşte bu noktada menfaat, kirli bir kelime olmaktan çıkar ve ahlakın, emeğin ve gelişimin itici gücü olur.
Unutmayalım; menfaatten korkmak yerine onu anlamayı öğrenirsek, hem birey olarak büyür hem de insanlığın ortak faydasına hizmet ederiz. Belki de mesele menfaati bastırmak değil, onu iyiliğe dönüştürmektir. Kendimiz için istediklerimizi başkaları için de isteyebilmek, bencil olmadan faydalı olabilmek… Ve belki de en önemlisi, şu soruyu dürüstçe kendimize sormaktır:
“Menfaatimi neye hizmet ettiriyorum?”
Çünkü bazen menfaat, kötülüğün değil; yönünü kaybetmiş iyiliğin adıdır.