Son günlerde ülkemizde art arda yaşanan gıda zehirlenmeleri, aslında yıllardır üzeri kapatılan bir gerçekliği yeniden gündeme taşıdı: Yediğimiz şeye tam olarak güvenemiyoruz. Bir tabak yemeğin insanı hastanelik edebileceği düşüncesi abartılı gibi görünse de, yaşanan son vakalar bunun hiç de uzak olmadığını gösterdi.

Kayseri gibi gastronomisi güçlü, üretim hacmi yüksek bir şehirde gıda güvenliği sorunu yaşanıyor olması ise ayrıca düşündürücü. Çünkü mesele yalnızca market raflarından aldığımız ürünlerde değil; şehirdeki lokantalar, resteronlar, catering şirketleri, yemekhaneler ve okul kantinleri de aynı zincirin birer halkası. Ve bu halkalardan birinde yaşanan aksaklığın bedelini yine vatandaş ödüyor.

Oysa gıda güvenliği dediğimiz şey, göstermelik denetimlerden ibaret değil. Bu; tarladan imalata, imalattan depolamaya, depodan mutfağımıza kadar giden geniş bir süreç. Kayseri gibi büyük bir ticaret ve üretim merkezinde bu sürecin en küçük bir ihmalinde bile sonuç, yüzlerce kişinin etkilenmesine yol açabiliyor.

Peki neden  aynı tablo tekrar tekrar yaşanıyor?

Birincisi: Ekonomik baskı arttıkça, bazı işletmelerin maliyeti kısmak için kaliteyi göz ardı etmesi. Özellikle toplu yemek sektöründe; uygun olmayan saklama koşulları, günü geçmiş ürünlerin tekrar işlenmesi, düşük kaliteli hammaddeler kullanılması gibi uygulamalar maalesef hâlâ duyuluyor.

İkincisi: Denetimlerin yetersizliği ile sürekliliğin sağlanamaması. Bir catering şirketinin ya da yemekhanenin kağıt üzerinde hijyenik görünmesi yetmiyor. Kayseri’de zabıta ve ilgili kurumların denetimlerini daha sık, daha kararlı ve daha caydırıcı hâle getirmesi gerekiyor. Gerekirse kapatma cezasının hiç tereddüt edilmeden uygulanması şart.

Üçüncüsü: Tüketicinin çoğu zaman “ucuz olsun da nasıl olursa olsun” anlayışına kayması. Oysa özellikle toplu yemek hizmetinde ucuzun bedeli çoğu zaman sağlığımız oluyor.

Bugün Kayseri’de; okul kantinlerinden organize sanayi bölgelerindeki fabrika yemekhanelerine, hastane mutfaklarından düğün salonlarına kadar herkes aynı sınavdan geçiyor: Gerçekten güvenli gıda üretiyor muyuz?

Bu şehirde kimsenin, öğle arasında yediği yemekten sonra ambulansla hastaneye kaldırılmayı “kader” olarak görmesine gerek yok.

Bu zincirin üç halkasından biri eksik olursa, bu şehirde yaşanan manzaralar ne yazık ki tekrar edecek.

Elbette zabıta ekiplerinin denetimleri yoğunlaşana, düzenlemeler sıkılaşana kadar bireysel olarak yapabileceğimiz şeyler de var. Özellikle son dönemde yaşanan olaylardan sonra birçok Kayserili haklı olarak ev yemeklerine yöneliyor, kendi hazırladığı gıdaya güveniyor. Bu geçici bir çözüm gibi görünse de, en azından riskleri azaltıyor.

Unutmayalım: Ülkemizin gıda güvenliği, halkının sağlığı kadar ciddidir. Bu mesele artık ertelenecek gibi değil. Bu şehirde hiçbir vatandaş, bir tabak yemek yüzünden hastaneye düşme endişesi taşımamalı.