Eskiden “satış yapmak” denildiğinde akla mağazalar, dükkânlar, şirketler ya da reklamlar gelirdi. Bir ürün vardı, o ürünü üreten biri vardı ve karşısında da satın alacak müşteri bulunurdu.

Bugün ise biraz daha bulanık.

Telefonumuzu açtığımız anda bir şeyler satılıyor. Bazen bir kahve, bazen bir tatil, bazen bir kıyafet, bazen de doğrudan bir yaşam biçimi…

Üstelik bunu yalnızca markalar yapmıyor.

Artık neredeyse hepimiz farkında olmadan bir şeyler sunuyoruz.

Tatilde bulunduğumuz yeri etiketliyoruz. Yeni aldığımız bir ürünü fotoğrafa dahil ediyoruz.  Burada her zaman para kazanma amacı yok elbette.

Ancak ortaya başka bir durum çıkıyor: İnsanlar yalnızca ne yaptıklarını değil, kendilerini nasıl görmek istediklerini de paylaşmaya başlıyor.

Bir insan sürekli kitap paylaşıyorsa yalnızca okuduğu kitabı göstermiyor olabilir. Aynı zamanda “Ben okuyan biriyim” mesajı da veriyordur.

Yani sosyal medyada bazen bir üründen önce bir kimlik sergileniyor. Belki de günümüzün en ilginç değişimlerinden biri burada başlıyor. Çünkü artık yalnızca şirketlerin vitrinleri yok.

İnsanların da vitrinleri var.

O vitrinde hangi fotoğrafın duracağına, hangi başarının gösterileceğine, hangi başarısızlığın hiç görünmeyeceğine kendimiz karar veriyoruz.

Kimse sabah alarmı üç kez ertelediği anı paylaşmak istemiyor ama güzel hazırlanmış kahvaltı masasını gösterebiliyor.

Böyle bakınca sosyal medya, hayatımızın tamamını değil, seçilmiş parçalarını gösteren büyük bir vitrine dönüşüyor.

Eskiden reklam ile günlük hayatı birbirinden ayırmak daha kolaydı. Televizyonda reklam kuşağı başladığında bunun reklam olduğunu bilirdik.

Şimdi ise reklam bazen arkadaşımızın hikâyesinde karşımıza çıkıyor.

Bir influencer kullandığı ürünü tavsiye ediyor. Bir insan yeni aldığı ayakkabıyı gösteriyor ve belki de farkında olmadan o ürünün yüzlerce kişiye ulaşmasına katkı sağlıyor.

Böylece reklam yalnızca reklam olmaktan çıkıyor ve günlük hayatın içine yerleşiyor.

Aslında şirketlerin de bunu çok iyi fark ettiğini söylemek mümkün.

Çünkü insanlar artık yalnızca “Bu ürün çok güzel” diyen reklamlara değil, başka insanların deneyimlerine bakıyor.

Ve insan ister istemez şu soruyu düşünüyor:

Biz gerçekten istediğimiz şeyleri mi yapıyoruz, yoksa başkalarına gösterebileceğimiz bir hayat mı oluşturmaya çalışıyoruz?