Günümüzde herkes konuşuyor. Televizyonlarda, sosyal medyada, iş yerlerinde, aile sofralarında… Herkesin söyleyecek bir sözü, savunacak bir fikri ve karşısındakine verecek bir cevabı var. Ancak bütün bu konuşma kalabalığının içinde gerçekten dinleyen insan sayısı giderek azalıyor.
Artık çoğu zaman karşımızdakini anlamak için değil, ona ne söyleyeceğimizi düşünmek için dinliyoruz. Biri konuşurken zihnimizde çoktan cevabımızı hazırlıyor, sözünü bitirmesini bekliyor ve ilk fırsatta kendi düşüncemizi anlatmaya çalışıyoruz. Böyle olunca konuşmalar karşılıklı anlayışa değil, küçük bir üstünlük yarışına dönüşüyor.
Oysa dinlemek, yalnızca sessiz kalmak değildir. Karşımızdaki insanın ne söylediğini, ne hissettiğini ve neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışmaktır. Fakat bugün çoğumuz için konuşmak güçlü olmakla, susmak ise geri çekilmekle eş anlamlı hâle geldi.
Sosyal medya bu alışkanlığı daha da belirginleştirdi. Bir haberin tamamını okumadan yorum yapıyor, bir olayın ayrıntılarını öğrenmeden taraf seçiyor, birkaç cümle üzerinden insanları yargılıyoruz. Herkes kendi düşüncesini görünür kılmaya çalışırken başka bir düşünceye alan açmak giderek zorlaşıyor.
Belki de birçok tartışmanın nedeni fikir ayrılığı değil, anlaşılmadığını hissetmektir.
İnsanlar her zaman haklı bulunmak istemez. Bazen sadece dinlenmek, sözünün kesilmediğini görmek ve duygusunun küçümsenmediğini hissetmek ister. Fakat biz çoğu zaman karşımızdakinin ihtiyacını anlamadan ona tavsiye veriyor, eleştiriyor veya kendi yaşadıklarımızı anlatmaya başlıyoruz.
“Ben de yaşadım”, “Sen yanlış düşünüyorsun”, “Asıl mesele bu değil” gibi cümlelerle sohbetin yönünü hemen kendimize çeviriyoruz. Böylece karşımızdaki insanın anlatmak istediği şey yarım kalıyor.
Toplum olarak konuşmayı öğrendik ama dinlemeyi aynı ölçüde öğrenemedik.
Gerçek dinleme biraz sabır ister. Karşımızdaki konuşurken hemen itiraz etmemeyi, cümlesini tamamlamasına izin vermeyi ve kendi düşüncemizi bir süreliğine geri plana çekmeyi gerektirir. Bu kolay değildir. Çünkü insan çoğu zaman anlaşılmak ister, fakat anlamak için aynı çabayı göstermez.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey daha fazla konuşmak değil, biraz daha dikkatli dinlemektir.
Çünkü dinlemek, karşımızdakine “Senin söylediklerin benim için önemli” demenin en sade yoludur.