Hepimizin yaşadığı şehirde bildiği o meşhur yerler vardır. Kocaman, ışıklı tabelaları yoktur. Sosyal medyada sponsorlu reklamlarını görmezsiniz. Hatta bazen eski bir iş merkezinin koridorunda, kuytuda köşede kalmışlardır. Ama kapısında her daim bir hareket, içeride hep bir bereket vardır.
Peki, herkesin kendini göstermek için yırtındığı bir devirde, bu işletmeler hiç bağırmadan nasıl oluyor da dükkânı büyütüp, kazançlarını katlıyorlar?
İşin sırrı dışarıya yapılan süste değil, içeride omuz omuza çalışan o sağlam ekipte gizlidir. Kapıdan içeri adım attığınızda o havayı hemen solursunuz. Çalışanlar birbirinin kuyusunu kazmaz, açığını kapatır. Çırak işini severek yapar, usta malzemeden çalmaz, kasadaki kişi sizi yıllardır tanıyormuş gibi selamlar.
Böyle bir ortamda üretilen işin, sunulan hizmetin kötü olma ihtimali yoktur. Müşteri o güveni ve içerideki huzuru anında hisseder. İşte o birbirine kenetlenmiş sağlam kadro, aslında o işletmenin en büyük reklamıdır.
"Peki bu şirketler, reklam yapmadan büyümeyi nasıl başarıyor?" derseniz, cevabı çok net: Kulaktan kulağa yayılarak.
Siz o dükkândan, o ofisten hizmet alıp memnun ayrıldığınızda, ertesi gün iş yerindeki arkadaşlarınıza anlatırsınız. Akşam komşunuza tavsiye edersiniz. Dünyanın en pahalı reklam panosu bile, güvendiğiniz bir dostunuzun "Şurada bir yer var, adamlar işini dört dörtlük yapıyor" demesi kadar ikna edici olamaz. Müşteri, o işletmenin bedava çalışan gönüllü elçisine dönüşür.
Sürekli reklam yapıp, her gün yeni müşteri peşinde koşan firmalar kazandıklarının büyük kısmını o gösterişe harcamak zorundadır. Ancak tabelası küçük, kadrosu sağlam olan firmalar o parayı nereye yatırır biliyor musunuz? Kendi içine.
Çalışanının hakkını verir, kaliteli malzeme kullanır, işini sağlama alır. Böyle olunca çalışan orayı kendi işi gibi benimser, yıllarca ayrılmaz, işin kurdu olur. Hata azalır, israf biter, kalite standartlaşır. Hal böyle olunca kazanç içten içe bereketlenir. O sessiz sedasız işletme önce bir şube daha açar, sonra bir bakmışsınız bulunduğu bölgenin en sarsılmaz, en köklü markası oluvermiş.