YÜK SENİN DEĞİLSE, NEDEN SEN TAŞIYORSUN?

Şerife Gümüştekin

17-10-2025 08:52

Bazı insanlar, "Ben tahammül ediyorum, sen neden edemiyorsun?" derken aslında bir yarış başlatıyor farkında olmadan. Yeterince kalabalık bir kitle aynı şeye dayanıyorsa, bu durum sanki doğruymuş gibi algılanıyor. Hatta daha da kötüsü, kişi kendi içinden "Ben bu derdi çekiyorum, sen neden çekmiyorsun?" diye sorgulamaya başlıyor. İşte burada, kendi sınırlarımızı ihlal eden o ince çizgi başlıyor: Tahammül etmek zorunda olmadığımız halde etmeye çalışmak.

Tahammül kavramı, etimolojik olarak ilginç bir yere dayanıyor. "Tahammül", "hamilelik" ve "hamallık" kelimeleriyle aynı kökten gelir. Arapça’daki haml kökü, "yük taşımak" anlamındadır. Dolayısıyla, tahammül etmek de kelime kökeniyle aslında "üzerimize alınmış ama bize ait olmayan bir yükü taşımak" demektir. Ve çoğu zaman bu yük, bizim isteğimizle sırtlandığımız bir şey değildir.

İstemediğimiz bir okulda okumak, istemediğimiz bir işte çalışmak, kendimiz gibi davranamamak... Hatta daha kötüsü, kendisi gibi davranabilen insanları kıskanmak ya da kınamak. Bütün bu yaşadıklarımız birer yük haline geliyor. Ve zamanla o kadar alışıyoruz ki, bu yükleri taşımanın aslında bir yük olduğunu unutuyoruz. Unuttukça da buna “mecburiyet” adını veriyoruz. En sonunda ise bu mecburiyeti kendi karakterimiz, kendi kişiliğimiz zannetmeye başlıyoruz.

Bu noktada sormamız gereken en önemli soru şu:
"Ben buna neden tahammül ediyorum?"

Bir şeyi sevdiğimiz için mi, yoksa toplumun bize yüklediği sosyal roller nedeniyle mi? "Ailem var", "Çocuğum var", "Kardeşim sonuçta", "Eşim böyle biri işte" gibi cümlelerin çoğu, tahammül ettiklerimizi meşrulaştırmak için kendimize sunduğumuz bahaneler. Oysa bunlar bize atanmış sıfatlar: kardeş, eş, anne, baba… Biz bu kimliklere daha sahip olmadan, bu rollerin nasıl olması gerektiğine dair kafamızda bir kalıp oluşturuyoruz. Ve sonra o kalıbın içinde davranmayan herkese karşı tahammül sınırları çiziyoruz.

Yani, evlenmeden önce "eş" kavramını kafamızda öyle bir yere yerleştiriyoruz ki, evlenince karşımızdaki insan değil, kafamızdaki eş tasvirine tahammül ediyoruz. Bu da gerçek bir ilişki değil, hayal kırıklığıyla yürüyen bir tahammül ilişkisine dönüşüyor.

Ama bu karışıklığın içinde bir çıkış yolu var:
Tahammülü sabra dönüştürmek.

Çünkü sabır, sana hizmet eden bir şey için hayatın sana gereken zamanı tanımasıdır. Aradaki fark çok önemli: Tahammül, istemediğin bir yükü zorla taşımaktır. Sabır ise sevdiğin bir şey için geçici zorluklara dayanabilmektir.

Mesela işini çok seviyorsun ama işe giderken trafik çekilmez geliyor. "Ben bu trafiğe katlanıyorum çünkü mecburum" dediğinde bu tahammüldür. Ama "İşimi seviyorum, o yüzden bu trafik geçici bir sıkıntı" dediğinde bu artık sabır olur. Aradaki farkı belirleyen şey, kurduğun bağdır. Sabır sana ait olanla ilgilidir; tahammül ise dayatılanla.

Sonuç olarak, hayatımızda taşıdığımız yükleri fark etmek, onları sorgulamak ve gerekiyorsa bırakmak gerekiyor. Çünkü tahammül ettiğimiz her şey aslında içimizde iz bırakıyor. O izler zamanla kim olduğumuzu unutturuyor. Belki de en doğrusu şu soruyu sormak:
"Bu gerçekten benim yüküm mü, yoksa birileri taşıyayım diye üzerime mi bıraktı?"

DİĞER YAZILARI Vatandaş Soruyor, Başkan Dinliyor 01-01-1970 03:00 Talas’tan Dünyaya Açılan Şeffaflık Penceresi 01-01-1970 03:00 Emeklilikte Kademe Tartışması 01-01-1970 03:00 Engeller Bedenlerde Değil, Bakış Açılarında 01-01-1970 03:00 Kendi Değerimizi Ararken Kaybolmak 01-01-1970 03:00 YERELDEN DÜNYAYA UZANAN BİR VİZYON: “ŞEFFAF ODA” 01-01-1970 03:00 Uzakta Bir Saldırı, İçimizde Bir Bekleyiş: Salih’ten Haber Var mı? 01-01-1970 03:00 Aynı Yerde Çalışmak Değil, Birlikte Üretmek 01-01-1970 03:00 URFA VE MARAŞ’TA YAŞANAN OKUL OLAYLARI 01-01-1970 03:00 Aynı Gemideyiz: Kurumsal Labirentte "Ekip" Olabilmek 01-01-1970 03:00 Savaşın Gölgesinde Piyasalara Bakarken… 01-01-1970 03:00 KÖTÜ HABERLERE ALIŞTIK MI? 01-01-1970 03:00 Savaş Konuşulan Bir Dünya 01-01-1970 03:00 ALIŞVERİŞ YAPMIYORUZ, YÖNLENDİRİLİYORUZ 01-01-1970 03:00 VALİZ HEP HAZIR: BİTMEYEN YURT DIŞI HAYALİ 01-01-1970 03:00 HEPİMİZ BİRER VERİ NOKTASIYIZ 01-01-1970 03:00 ÇİÇEK AÇMAYAN TOPRAKLAR 01-01-1970 03:00 ASIL ACI OLAN BU 01-01-1970 03:00 ADALET BİZE DE UĞRAYACAK MI, YOKSA KORKU MU BÜYÜYECEK? 01-01-1970 03:00 GÜRÜLTÜ ÇOK, NETLİK AZ 01-01-1970 03:00 KAYSERİ’YE KAR DÜŞTÜ, KIŞ SADECE HAVA DEĞİL 01-01-1970 03:00 SAĞLIĞIN VIP’İ OLMAZ: HATAY’DA VİCDANA DOKUNAN BİR SKANDAL 01-01-1970 03:00 BİR KALEMDE 30 BİN, BİR ÖMÜRDE ASGARİ ÜCRET 01-01-1970 03:00 BİR YEMEK, BU KADAR KORKUTUCU OLMAMALI 01-01-1970 03:00 BENLİK: KENDİMİZE DÖNMENİN SESSİZ HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 GERÇEĞİN ERİYİP GİTTİĞİ BİR ÇAĞ 01-01-1970 03:00 TÜKETİM ÇILGINLIĞI 01-01-1970 03:00 ZAMLARIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN FİYAT ALGIMIZ 01-01-1970 03:00 ERKEN UYANMAK: KENDİNE SAYGININ EN SESSİZ HALİ 01-01-1970 03:00 ANONİMLİĞİN ÇAĞI: KİM OLDUĞUMUZU UNUTUYOR MUYUZ? 01-01-1970 03:00 ERTELEMENİN FISILTISI 01-01-1970 03:00 PR MI, SAMİMİYET Mİ? 01-01-1970 03:00 MENFAATİN İKİ YÜZÜ 01-01-1970 03:00 HAYAT, KONFOR ALANININ ÖTESİNDE BAŞLAR 01-01-1970 03:00 DİPLOMANIN YETMEDİĞİ ZAMANLARDAYIZ 01-01-1970 03:00 GÖRÜNDÜĞÜMÜZ GİBİ DEĞİL ,GÖSTERDİĞİMİZ GİBİYİZ 01-01-1970 03:00 UYMA DAVRANIŞI MI, BOYUN EĞME Mİ? 01-01-1970 03:00 SPOR YAPMAK LÜKS MÜ OLDU? 01-01-1970 03:00