İnsan, doğası gereği görülmek ve değer gördüğünü hissetmek ister. Hepimiz içimizde taşıdığımız potansiyelin başkaları tarafından da fark edilmesini bekleriz. Ancak çoğu zaman kendi değerimizi göstermek isterken, farkında olmadan onu başkalarının onayına teslim ederiz. Alkış varsa mutlu, takdir varsa değerli hissederiz.
Belki de en büyük yorgunluğumuz tam da buradan geliyor. Sürekli dışarıdan bir onay beklemek… Başaramadığımızda başaranlarla uğraşmak, eksik hissettikçe mükemmel olmaya çalışmak ve asla yetişemeyeceğimiz bir noktaya doğru kendimizi tüketmek.
Oysa insanın gerçek değeri, başkalarının onu nasıl gördüğüyle değil, kendisini nasıl gördüğüyle ilgilidir. Geçmişi suçlamak ya da sürekli hayatın mağduru gibi hissetmek yerine, kendi hayatımızı seçmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Sağlam bir zihin yapısına sahip olmanın yolu, değerimizi başkalarının terazisinde ölçmekten vazgeçmekten geçiyor. Çünkü insan kendi kıymetini gerçekten bildiğinde, bunu herkese kanıtlama ihtiyacı da giderek azalıyor.
Ve belki de gerçek huzur tam burada başlıyor:
Kendi değerini, kimsenin alkışına ihtiyaç duymadan hissedebildiğin yerde.