ERTELEMENİN FISILTISI

Şerife Gümüştekin

05-11-2025 15:31

Neden bazen yapmak yerine beklemeyi seçiyoruz?

Erteleme dendiğinde çoğumuzun aklına tembellik gelir. Oysa bazen erteleme, gayet bilinçli bir tercihtir. Biz ertelemeyi severiz, çünkü onun ardında çoğu zaman çok geçerli nedenler vardır. Aslında ertelemek, elimizdeki en insani insiyatiftir. Çünkü o anda yapmamayı, kendi isteğimizle seçeriz. Bir tür kontrol hissidir bu; hayatın hızına karşı koyma, kendi zamanını tayin etme arzusu.

Erteleme sadece zamanı değil, özgüvenimizi de zedeleyebiliyor. Çünkü her ertelenen iş, içimizde küçük bir “yapamadım” hissi bırakıyor. Başlamak zor geliyor, çünkü her gecikme, bir sonrakini daha da zorlaştırıyor. Bir bakmışız, ufak bir işi bile gözümüzde büyütür hale gelmişiz.

Elimizde bir iş olur, teslim tarihi altı gün sonradır. “Bugün yorgunum, yarın daha sakin kafayla hallederim” deriz. O “yarın” gelir,  bu seferde başka bir bahane buluruz. Derken son gün gelir çatar, kahve soğur, kalem elimizde titrer. İşte o anda erteleme ve gecikme çakışmaya başlar. Başta “yarın yaparım” derken, sonra “artık yetişmez” noktasına geliriz. Erteleyen değil, geciktiren oluruz.

Ama bu bile her zaman zayıflık, ihmalkarlık değildir. Çünkü bazen içimiz başka bir şey ister, dışımız başka bir şeye mecbur kalır. “Yapmam lazım, gitmem gerek, halletmem gerek” dediğimiz işler çoğu zaman bizim değil, başkalarının bizden beklediği şeylerdir. Bu yüzden elimizden geldiğince ileri bir tarihe erteleriz. Aslında erteleme, iç dünyamızın “ben bunu istemiyorum” deme şeklidir. Bir çeşit içsel tedbirdir; ruhun, bedene gönderdiği küçük bir uyarıdır.

Günümüzde ertelemenin bir de dijital yüzü var. “İki dakika telefona bakayım” deriz, bir bakmışız saatler geçmiş. Bir videodan diğerine, bir bildirimin ardından başka bir habere savruluruz. Zamanı çalansa aslında başkalarının öncelikleridir. Dikkatimizi o kadar çok yere bölüyoruz ki, kendi yapmak istediklerimiz arada kayboluyor. Belki de artık zamanı yönetmek değil, dikkatimizi korumak gerekiyor. Çünkü çoğu zaman ertelediğimiz şey iş değil, kendi odağımızdır.

Kayseri insanı çalışkandır, pratik düşünür, işini sağlam yapar. Ama biz de bazen işi ağırdan alırız. Çünkü biliriz ki son gün geldiğinde bir şekilde zaten  yetiştiririz. Sınav haftası da öğrencilerin çoğunda bu durum yok mudur? Sınava son gün hazırlanılır. Bu, bir tür özgüvendir ama aynı zamanda gizli bir yorgunluk da taşır. Sürekli son ana bırakmak insanı yorar; stresin, gecenin, uykusuzluğun esiri oluruz.

Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: “Ertelediğim şey, benim içimdeki hayale hizmet ediyor mu?” Eğer etmiyorsa, nasılsa bir şekilde hallolur. Ama hayalimizi bulamadıysak, asıl eksik oradadır. Çünkü insan, neden yaptığını bilmediği şeyleri hep erteler ve bir döngüye girer.

Bir şeyi gerçekten ertelemek istemiyorsak, onunla duygusal bir bağ kurmamız gerekir. O işi sadece “yapmam lazım” diye değil, “yapmak istiyorum” diye hissettiğimizde erteleme tamamen ortadan kalkar. Zamanı değil, anlamı yakaladığımızda işler bizim için daha kolaylaşır.

Belki de erteleme, bize “dur bi dakika biraz düşün” diyen iç sesimizdir. Ama o duruşun bizi tamamen durdurmasına izin vermememiz gerekir. Çünkü hayat, ertelediğimiz şeylerin toplamı değil; gerçekten içimizden gelerek başladığımız anların hikâyesidir.

Kayseri’de bir söz vardır: “İşi zamanında yapanın gönlü rahattır.”
Belki de mesele tam budur: Gönlümüzü rahatlatacak işleri seçebilmek.
O zaman ne erteleme kalır, ne de gecikme

DİĞER YAZILARI Vatandaş Soruyor, Başkan Dinliyor 01-01-1970 03:00 Talas’tan Dünyaya Açılan Şeffaflık Penceresi 01-01-1970 03:00 Emeklilikte Kademe Tartışması 01-01-1970 03:00 Engeller Bedenlerde Değil, Bakış Açılarında 01-01-1970 03:00 Kendi Değerimizi Ararken Kaybolmak 01-01-1970 03:00 YERELDEN DÜNYAYA UZANAN BİR VİZYON: “ŞEFFAF ODA” 01-01-1970 03:00 Uzakta Bir Saldırı, İçimizde Bir Bekleyiş: Salih’ten Haber Var mı? 01-01-1970 03:00 Aynı Yerde Çalışmak Değil, Birlikte Üretmek 01-01-1970 03:00 URFA VE MARAŞ’TA YAŞANAN OKUL OLAYLARI 01-01-1970 03:00 Aynı Gemideyiz: Kurumsal Labirentte "Ekip" Olabilmek 01-01-1970 03:00 Savaşın Gölgesinde Piyasalara Bakarken… 01-01-1970 03:00 KÖTÜ HABERLERE ALIŞTIK MI? 01-01-1970 03:00 Savaş Konuşulan Bir Dünya 01-01-1970 03:00 ALIŞVERİŞ YAPMIYORUZ, YÖNLENDİRİLİYORUZ 01-01-1970 03:00 VALİZ HEP HAZIR: BİTMEYEN YURT DIŞI HAYALİ 01-01-1970 03:00 HEPİMİZ BİRER VERİ NOKTASIYIZ 01-01-1970 03:00 ÇİÇEK AÇMAYAN TOPRAKLAR 01-01-1970 03:00 ASIL ACI OLAN BU 01-01-1970 03:00 ADALET BİZE DE UĞRAYACAK MI, YOKSA KORKU MU BÜYÜYECEK? 01-01-1970 03:00 GÜRÜLTÜ ÇOK, NETLİK AZ 01-01-1970 03:00 KAYSERİ’YE KAR DÜŞTÜ, KIŞ SADECE HAVA DEĞİL 01-01-1970 03:00 SAĞLIĞIN VIP’İ OLMAZ: HATAY’DA VİCDANA DOKUNAN BİR SKANDAL 01-01-1970 03:00 BİR KALEMDE 30 BİN, BİR ÖMÜRDE ASGARİ ÜCRET 01-01-1970 03:00 BİR YEMEK, BU KADAR KORKUTUCU OLMAMALI 01-01-1970 03:00 BENLİK: KENDİMİZE DÖNMENİN SESSİZ HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 GERÇEĞİN ERİYİP GİTTİĞİ BİR ÇAĞ 01-01-1970 03:00 TÜKETİM ÇILGINLIĞI 01-01-1970 03:00 ZAMLARIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN FİYAT ALGIMIZ 01-01-1970 03:00 ERKEN UYANMAK: KENDİNE SAYGININ EN SESSİZ HALİ 01-01-1970 03:00 ANONİMLİĞİN ÇAĞI: KİM OLDUĞUMUZU UNUTUYOR MUYUZ? 01-01-1970 03:00 PR MI, SAMİMİYET Mİ? 01-01-1970 03:00 MENFAATİN İKİ YÜZÜ 01-01-1970 03:00 HAYAT, KONFOR ALANININ ÖTESİNDE BAŞLAR 01-01-1970 03:00 YÜK SENİN DEĞİLSE, NEDEN SEN TAŞIYORSUN? 01-01-1970 03:00 DİPLOMANIN YETMEDİĞİ ZAMANLARDAYIZ 01-01-1970 03:00 GÖRÜNDÜĞÜMÜZ GİBİ DEĞİL ,GÖSTERDİĞİMİZ GİBİYİZ 01-01-1970 03:00 UYMA DAVRANIŞI MI, BOYUN EĞME Mİ? 01-01-1970 03:00 SPOR YAPMAK LÜKS MÜ OLDU? 01-01-1970 03:00