Faizleri seçime kadar tek haneli rakamlara düşüreceğiz derken ki savaş olmasa da bunun olmayacağını eskiden izahları ile yazmıştım. İki yıllık borçlanma faizi 2026 başı yüzde 38 olmasını anlayabiliyorum ama on yıllık borçlanma neden yüzde 33 bunu anlatılsa da salaklık derecemi anlasam. Madem 2028 de tek haneli enflasyon olacaksa neden on yıllık borçlanma ortalaması daha düşük olmuyor da yüzde 33 ile on yıllık borçlanma yapıyoruz. Merkez bankası başkanımız dün enflasyon tahminini yüzde 28 çıkardı ve 2028 de faizler yüzde 9 olacak dedi. İki yıllık borçlanma varken 33 ile on yıllık borçlanma ne iş. Merkez bankamız Carry Trade ve hazinede yüksek faizli borçlanma yüzünde hızla batağa gidiyor ama ben bunu yazmamalıydım.Pekala niye yazdım? Çünkü Çözüm olan TUDEM ve II. Lig borsa varsa elbet yazılır. 

Bunun sebebi ekonomi yönetiminin çapsızlığı dense de ben bunu dememek için direniyorum. Ekonomide kamu maliye ayağında yaşanan beceriksizlik, borçlanma vadelerinde faiz oranlarına ve borç çevirme oranında kritik sıkıntılar vermektedir. Hazine, MB ve Maliye Bakanlığı'nın en son düzenlediği iç borçlanma ihalelerinde ortaya çıkan rakamlar, kısa ve uzun vadeli fonlama maliyetlerinin geldiği tehlikeli boyutu gözler önüne sermektedir.2026 da yapılan 2 yıllık gösterge tahvil ihalesinde bileşik faiz %37,80 seviyesinde olurken, nominal borçlanma 22,4 milyar TL oldu. Eş zamanlı olarak gerçekleştirilen 10 yıllık vadeli 18,6 milyar TL borçlanırken sabit kuponlu tahvil ihalesinde ise bileşik faiz yüzde 33,1 oldu.Hani TEK haneli enflasyon ve bu civarda faiz hedefi vardı da neden 10 yıl sonrası için yüzde 33 borçlanıyoruz.

Borçlanmanın maliyeti kadar, borç çevirme oranı da ekonominin sürdürülebilirliği açısından hayati önemi var. On yıl önce, %100’ün çok altında,ortalama yüzde 80 bandında seyreden iç borçlanma çevirme oranı varken, yani ödenen her 100 TL'lik anapara ve faize karşılık daha az miktarda yeni borç bulurken, kamu borç stokunu kademeli olarak azalıyordu. Günümüzde ise bu oran yüzde 130-140 seviyelerinde olması sıkıntının boyutunu gösteriyor. İç borç çevirme oranının %100’ün üzerine çıkması, devletin borç krizine girmeden sistemi sürdürebilmek adına sürekli daha yüksek faiz ve daha fazla faiz vermek zorunda kalıyoruz.

Buradan olan biteni anlatmak kolay. Ama ÇÖZÜM sunmadan yazılan yazılar, vatan millet sakaryadır. Oysa çok ucuza borçlanma yolu kesin var. Ödül alan TUDEM projem buna en büyük ilaçtır. Burada TUDEM’i devamlı yazmak yersiz. Merak eden varsa sitemizdeki yazılarıma bakar veya Google’ye TUDEM yazıp okuyabilirler.

İç borç çevirme oranlarının bu seviyelerde kalmasının getirdiği en büyük tehlike, bütçe üzerindeki faiz baskısı yatırımları ve toplumsal refahı azaltması. Vergi gelirlerinin giderek daha büyük bir kısmının sadece borç servisindeki faiz kalemine ayrılması; eğitim, sağlık, altyapı ve tarımsal destek gibi üretken alanlara kaynak aktarılmasını imkansız hale getirir.Enflasyon düşecek derken 10 yıllık borçlanmaya yüzde 33 gibi yüksek faiz verilmesi, enflasyon düşse dahi aradaki devasa reel faiz farkının vergi mükelleflerinden YABANCI rantiye kesimine transfer edilmesine yol açar. Bu durum, gelir adaletsizliğini derinleştirirken, özel sektörün finansmana erişimini de kısıtlayarak reel ekonominin büyüme dinamiklerini sakatlar.

Savaş ekonomisinin gölgesindeki Ukrayna’da enflasyon yüzde 12-15 bandında iken, bizde bu rakam yüzde 32 dense de sahada yüzde 50 olduğunu hissetmeyen yok. Ukrayna’nın kamu borçlanması büyük oranda batılı müttefiklerin hibe ve çok düşük maliyetli uzun vadeli kredileriyle finanse edildiği için durumu kurtarıyorlar. Ağır yaptırımlar olan Rusya’da enflasyon yüzde 8-9 seviyelerinde tutulmaya çalışılsa da, politika faizinin yüzde18’lere çıkarılması iç borçlanma maliyetlerini rekor seviyeye taşımıştır. Kronik yaptırımlar ve para birimindeki değer kaybıyla boğuşan İran’da ise enflasyonsavaş etkisi ile yüzde 35-40 bandında. 

Türkiye’nin enflasyon ve borçlanma dinamiği, savaş veya direk izolasyon altında olmadığı halde, savaşan İran ile aynı gibiler.Sürdürülemez iç borç çevirme oranları ve yüksek bileşik faizler, rasyonel bir borç yönetimi ile yapısal üretim reformları ve kaynak oluşturan TUDEM ve II. Lig borsa gibi olgularla desteklenmediği takdirde, kamusal kaynakların her geçen gün erimesine ve gelecek kuşakların ağır bir mali yük altında kalmasına neden olacağı anlaşılıyor.